yatarsam toprağa yüzükoyun, duyar mıyım
aşağıdaki kadının döktüğü gözyaşlarını,
soğuk dehlizlerde dolaşan ya da
ıssız mahallelerde kaçarken sendeleyen adımlarını?
aklım yalan-günlerle, karanlık nehrin tuzaklarındaki
yansımalarla dolu,
hatırlıyorum kıyıdaki o yorulmak bilmez ağızları
şimdi bütün bunlar toprak altında benim için
ve otlara dayalı kulağım duyuyor bunu,
kendi korkusunun inildeyen gümbürtüsü ve
ötüşleri arasından böceklerin
istediğiniz adı verin ona, ama o kadın burada,
kesin bu, aşağıda o, orası karanlık, ve o ağlamakta.
kimliğinizi etkileyen tek eylem alışkanlıklarınız değildir. ancak sıklıklarının gücü onları en önemlileri kılar. hayattaki her tecrübe öz imajınızı değiştirir ama bir kez bir topa vurdunuz diye kendinizi futbolcu olarak görmeniz ya da bir resim karaladınız diye ressam olduğunuzu düşünmeniz pek olası değildir. ancak bu eylemleri tekrarladıkça kanıtlar birikir ve öz imajınız değişmeye başlar. bir kerelik tecrübelerin etkisi zamanla silinirken alışkanlıkların etkisi zamanla pekişir. başka bir deyişle, kimliğinizi biçimlendiren kanıtların büyük bir kısmını alışkanlıklarınız sağlar. bu açıdan, alışkanlık edinme süreci aslında kendiniz olma sürecidir.
fikirlerin yok edilemiyor olması avantaj olduğu kadar dezavantajdır da. kadınların cadı olduğuna inanılan yüzyıllar geçirildi. saçsız doğan çocukları toprağa gömen toplumlar vardı. kedilerin, 13 sayısının uğursuzluk getirdiğine inanan insanlar var. hala insanlar burçlara, fallara, hacamata, osteopatiye, akupunktura inanıyor.