Puan vermedi·544 syf.··
2026 2. kitabı
Lise yıllarımda bir arkadaşımın önerisiyle, ödünç alarak okuyup saatler içinde bitirdiğim kitap. Ergenlik heyecanından mıdır bilemediğim tuhaf bir merak ve arayışla bir solukta bitirdiğim bir kitap olarak aklımda kalmış. Sürükleyici ve merak uyandırıcı anlatımla devam eden güzel bir kitap. Yazar hakkında pek bilgim yok okuduğum tek kitabı buydu.
DeliGülsen Kılıçaslan · Nemesis Kitap · 20165,1bin okunma
8/10
·150 syf.··
2026 20. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 12:44
​"Kötü şeyleri görmezden geliyordu. Aslında tam olarak öyle de değil... Bizim başımıza kötü şeyler geldiğinde etkileniyordu. Canımız acıdığında, mutsuz olduğumuzda ya da hayatta bazı şeyler ters gittiğinde, bunları fark ediyor ve önemsiyordu. Ama kendi başına gelen kötü şeyleri -kaba sözler, ters bakışlar- hiç kafaya takmıyordu." ​Yıldız Kız, Mica Lisesi'ne gelişiyle tüm düzeni değiştiren sıradışı, neşeli ve gizemli bir genç kızın hikâyesini anlatıyor. ​Renkli kıyafetler giyen, ukulele çalan ve evcil faresiyle gezen bu kıza âşık olan Leo, okul halkının zamanla Yıldız Kız'ın farklılıklarını tuhaf bulup onu dışlamasına şahit olur. ​Birlikte oldukları öğrenildiği andan itibaren Yıldız Kız gibi kendisinin de yok sayılmaya başladığını fark eden Leo, sevdiği kız ile arkadaşları arasında bir seçim yapmak istemez. Bu nedenle, toplum baskısı yüzünden sevgilisinden "normal" biri gibi davranmasını ister. Bu noktadan itibaren hikâye, bireysel kalabilmek ile topluma uyum sağlama çatışmasını duygusal bir dille işlemeye başlar. ​Kitaba bayıldım. Yıldız Kız'ın hikâyesi öyle tatlı ki... Dışlanmasına rağmen insanları düşünmeye ve onlar için bir şeyler yapmaya devam ediyor. Her şeye rağmen pozitif biri. Mesela gerçek adı yerine dönem dönem farklı isimler kullanıyor. Bu çok ilginç ama güzel bir fikir bence. Bunu da şöyle açıklıyor: ​“Artık bana uymadığını hissettiğim ismi değiştiriyorum. Ben adımdan ibaret değilim. Adım benim giydiğim bir şey, gömlek gibi. Yıpranıp eskidiğinde değiştiriyorum.” ​Tatlı bir hikâyeydi. Birini olduğu gibi sevmek ile başkalarının da sevmesi için değişmesini istemek arasındaki o büyük farkı da görüyoruz. Belki Yıldız Kız, Leo'nun isteğini kabul ederek gerçek ismi olan Susan ve "normal", sıradan bir kız olmayı deniyor ama Leo... ​Yıllar geçtikten ve her
Yıldız KızJerry Spinelli · Epsilon Yayınları · 201490 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·592 syf.··
2026 31. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 21:20
“Karanlık bazen dışarıda değil, en tanıdık yerlerde saklanır.” Karısını kaybettikten sonra çocukluğunda onda derin izler bırakan Jerusalem's Lot kasabasına dönen yazar Ben Mears'ın hikâyesini okuyoruz. Yıllar önce bir iddia uğruna girdiği Marsten Evi'nde gördükleri onu hiç bırakmamış. Kasaba ilk bakışta sakin ve sıradan görünse de çok geçmeden tuhaf olaylar yaşanmaya başlıyor... Stephen King bu kitapta küçük kasaba atmosferini o kadar güzel yansıtmış ki kendinizi gerçekten orada yaşıyormuş gibi hissediyorsunuz. Başlarda biraz yavaş ilerlediğini kabul etmeliyim ama karakterleri ve kasabayı tanıdıkça bunun hikâyeye katkısını daha iyi anladım. Olaylar başladıktan sonra ise gerilim giderek yükseliyor ve kitabı bırakmak zorlaşıyor. Karakter sayısı oldukça fazla olduğu için zaman zaman kim kimdi diye düşündüğüm oldu ama hepsinin hikâyedeki yerini görmek keyifliydi. Ben Mears bana biraz düz bir karakter gibi gelse de diğer karakterler bunu fazlasıyla telafi ediyor. Özellikle Mark favorim oldu. Genel olarak yavaş başlayan ama ilerledikçe çok daha sürükleyici hâle gelen bir kitaptı. Bazı karakterlerle ilgili gelişmeler beni gerçekten şaşırttı. Korku ve gerilim sevenlere öneririm.
Korku AğıStephen King · Altın Kitaplar · 20171,375 okunma
insan yürekli tanrıça: Kirke
9/10
·404 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
48 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 00:01
bu yıla her ay en az bir kitap bitirme hayalleriyle girdim ama nisan ayında ben kirke'yi elime almam ile bütün bu hayallerim suya düştü. fakat isin tuhaf kısmı kitap kötü olduğu için değil aksine fazla fevkalade ve sindire sindire okunulması gereken bir kitap olduğu için bir türlü bitiremedim. öğrenci olduğum için (camdan atlicam) kendimi gündelik hayatımdan (ve ülkemizin sikik eğitim sisteminden) soyutlayıp tam anlamıyla bir kitaba verme fırsatım pek olmuyor. ancak ben kirke'de belli bir noktaya ulaştığınızda kendinize yalnızca siz ve kirkenin kalacağı bir alan, bir zaman dilimi oluşturmanız gerekiyor. kitap siz ona dikkatinizi verdiğinizde su gibi de akıyor zaten. fakat ben kirkeye ne doğru düzgün bir zaman ayırabildim ne de alan. bu sekilde okuyamadığım ve kirkenin sahane hikayesi sürekli akademik hayatımın arasında kaynadığı için de biraz üzülüyorum acikçası. kitaba gelirsekkk, mitoloji ile ilgilenen biri olarak ünlü figür ve kahramanların hikayelerinin kirkenin hikayesi ile kesismesi bence hos olmus. tanıdığım mitolojik karakterler ile karsilastikca keyiflendim, bu sebeple de bu kitabı okuyacak sahislar mitoloji hakkında az biraz bilgiye sahip olursa kitabı daha cok takdir edebilirler diye düsünüyorum. peki mitoloji hakkında hiçbir sey bilmeden de okuyabilir misiniz? tabi. yunan mitolojisinin temel yapısı hakkında iki üç dakikalık bir arastırmayla cok da keyif alarak okuyabileceğinize inanıyorum. zaten kitabın sonuna madeline miller küçük bir mitolojik karakter sözlüğü de eklemis. okurken anlamakta pek zorlanacağınızı zannetmiyorum, okumadığınız takdirde de cok sey kaciracağınızın altını cizmek isterim. bu kitapla ilgili beni en cok etkileyen sey incelenen temalar ve kirkenin ölümlü yasama iliskin düsünceleri oldu sanırım. bir tanrıçanın gözünden ölüm, gelişim
Ben, KirkeMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202444,3bin okunma
Mutsuzluğa dair
7/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 16:05
Modern dünya bize sürekli "mutlu olma" sorumluluğu yüklerken, kitap bu dayatmaya bir başkaldırıyla yaklaşır. Eser, mutsuzluğu bir zayıflık ya da kaçılması gereken bir hastalık olarak değil; insanın varoluşsal bir gerçeği, ruhun en dürüst çıplaklığı olarak masaya yatırıyor. Okuru sahte bir teselliyle avutmak yerine, acının kalbine doğru cesur bir yolculuğa çıkarıyor. Kitabın güzel yanı, hüznü acı ve kederi dramatize etmeden, onun sarsıcı gerçekliğini ortaya koyabilmesi. Yazar, bireyin iç dünyasındaki o tanıdık ama kelimelere dökülmesi zor olan boşluğu ilmek ilmek işlemiş. Sayfaları çevirirken hissettiğiniz şey yıkıcı bir depresyondan ziyade, derin bir anlaşılma hissi. Kitap size, "Yalnız değilsin, bu karanlık da insana dair," diye fısıldıyor. "İnsan bazen öyle bir noktaya gelir ki, onu ayakta tutan şey umutları değil, mutsuzluğuna duyduğu o tuhaf ve sadık aidiyettir." Neden okumalıyız? Bu eseri şahane kılan şey, okuyup bitirdiğinizde içinizde bıraktığı hafifleme duygusu. Kitap, mutsuzluğun da tıpkı coşku gibi, insanı dönüştüren, derinleştiren ve olgunlaştıran bir yakıt olduğunu söylüyor. Sonuç olarak yazarın ifadeleri gerçek dünya ile çok uyuşmasada mutsuzluğun kaçılması gereken bir canavar olmadığını anlatması açısından okunmaya değer. Boris Cyrulnik
İnceleme
Şahane Bir MutsuzlukBoris Cyrulnik · Monografi Yayınları · 2023108 okunma
8/10
·85 syf.··
2026 66. kitabı
Zezé’yi Şeker Portakalı’nda o minicik, kalbi kırık çocuk haliyle sevmiştik ya hani... Güneşi Uyandıralım’da da ergenliğinin o deli hırçınlığına ortak olmuştuk. İşte Delifişek’te artık karşımızda koskoca bir yetişkin var. Onu büyürken izlemek gerçekten çok tuhaf bir duygu; sanki mahalleden çok yakın bir çocukluk arkadaşının büyümesini, hayata atılmasını izlemek gibi. Kitaba başlarken içimi kaplayan o eski, tanıdık sıcaklık, sayfaları çevirdikçe yerini biraz hüzünlü bir olgunluğa bıraktı açıkçası. Zezé artık on dokuz yaşında bir genç adam. İçindeki o ele avuca sığmaz, hayalperest çocuk tamamen gitmemiş tabii, adı üzerinde, hâlâ tam bir delifişek. Özgürlüğün peşinden gidiyor, delice aşık oluyor, hatalar yapıyor, hayatı hep uçlarda, rüzgâra karşı yaşıyor. Ama o dışarıdan görünen fırtınalı kabuğun altında, küçüklüğünden beri ruhuna işleyen o yalnızlık ve anlaşılma özlemi hiç değişmemiş. Beni bu kitapta en çok sarsan şey de bu oldu galiba. O büyük olaylardan, gürültülü sahnelerden ziyade, bir insanın büyüme sancısını, o kendi içindeki sessiz çelişkilerini o kadar içten anlatmış ki yazar... Zezé’nin koruyucu babasıyla yaşadığı o çatışmaları, hayata tutunma çabasını okurken Vasconcelos’un o yumuşacık kalemi yine kalbinize dokunuyor. Hüznü öyle bir anlatıyor ki, canınızı yakmıyor da içinizde bir yerleri ısıtıyor sanki. Kitap bittiğinde üzerimde hem bir hafiflik hem de sevdiğim birine veda etmenin verdiği o tatlı melankoli kaldı. Zezé’nin hikayesi bitti belki ama o yaralı, sevgi dolu çocuk her zaman bizimle bir yerlerde yaşayacak gibi hissettiriyor. Eğer yolunuz buralara kadar düştüyse, onun bu son vedasını eksik bırakmamak gerek. İnsanın kendi gençliğine, o kendi içindeki fırtınalara sarılması gibi bir şey bu kitap.
1000Kitap
DelifişekJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 202133,7bin okunma