Çukur ~ Hiroko Oyamada
Bazı kitaplar okuru ikiye bölebiliyor. Çukur’da benim için tam olarak böyle bir kitaptı.
Son yıllarda en çok övülen Japon romanlarından biri olmasına rağmen, kitabı bitirdiğimde kendimi beklediğim kadar sarsılmış bulmadım.Batılı okurlar kitapta bazen hayvana ve çukura odaklanırken birçok okurda kitabı genç kadınların toplumsal konumu üzerine odaklanmış.
Oysa başlangıçta her şey vardı. Açıklanmayan bir hayvan, tuhaf komşular, giderek tekinsizleşen bir çevre ve insanın gerçeklik duygusunu hafifçe yerinden oynatan bir atmosfer. Birçok okur kitabı Kafkaesk diyerek çok sevdi.
Ama bana göre Kafka’daki ağırlık bu kitapta yok. Çünkü Kafka’da absürtlük bir varoluş krizine dönüşür. Dava’yı bitirdiğinde sistem üzerine düşünürsün. Dönüşüm’ü bitirdiğinde yabancılaşma üzerine düşünürsün.
Çukur’da ise absürtlük çoğu zaman absürtlük olarak kalıyor. Atmosfer çok iyi. Kurduğu tekinsizlik başarılı. Ama derinlik aynı ölçüde değil. Kitap boyunca en çok o tuhaf hayvanı merak ettim.
Fakat mesele hayvanın ne olduğunun açıklanmaması ya da metaforu değildi. Asıl mesele, o belirsizliğin beni daha büyük bir düşünceye taşıyamamasıydı.
Belki de bu yüzden kitap bittiğinde elimde güçlü bir soru değil, yarım kalmış bir merak duygusu kaldı.
Yine de Oyamada’nın yaptığı şeyi önemsiyorum.
Çünkü Çukur, gündelik hayatın içine yerleşen görünmez boşlukları, insanın kendi hayatına yabancılaşmasını ve açıklanamayan tekinsizliği başarıyla kuruyor.
Benim için unutulmaz bir kitap olmadı. Ama bazı boşlukların neden bu kadar çok konuşulduğunu düşünmemi sağladı.
Herkese keyifli okumalar dilerim, sevgiyle