Gerçekliğinden şüphe duyulmayacak şeyler vardır. Onlar hiç sorgulanmadan olduğu gibi alınır, öylece korunur, onlara dokunulmaz. Hayatta yaşanan en büyük düşkırıklıkları ve depresyonlar da bu sorgulamadan kabul edilen, ‘doğuştan gerçek’lerin yıkılmasıyla oluşur.
Genellikle yaratıcı hayatın yavaşlayarak durmasının nedeni, psişedeki bir şeyin bize değer vermemesi ve bu şeyi başımızdan atıp özgürlüğe koşmak yerine, onun ayaklarına kapanmamızdır.
Aslında, kadının merakının sadece sıkıcı bir röntgencilikmiş gibi sıradanlaştırılması, kadının içgörüsünü, içe doğuşlarını, sezgilerini inkar eder. Tüm duygularını yadsır. Onun en temel güçleri olan ayırt etme ve neden sonuç ilişkilerini dayanarak belirleme (determinizm) yetkilerine saldırmaya çalışır.