Zihnimdeki tabuları yıkarsam geriye hiçbir sorun kalmayacak gibi… Sude esma Tunç
Ayfer Tunç kitabı üzerine "Susmak ve bu yaşananları hayatta kalmanın bir bedeli olarak görmek..." youtube.com/shorts/Ojx-xxLp... youtube.com/shorts/35Xb67_H... youtube.com/shorts/-sx6KjSf... youtube.com/shorts/dXQlI96D... youtu.be/jgcNTX-uBXE?si=...
Duygu ve Düşünce
Reklam
Çin'in Tarim Havzası'ndaki Xiaohe mezarlığında, 3.500 yıllık mumyaların boyunlarında küçük, sararmış bir madde dağılmış halde bulundu. Çakıl taşı büyüklüğündeki bu parçalar, dünyanın bilinen en eski peyniri olarak kayıtlara geçti. Önceki çalışmalar maddenin kefir peyniri olduğunu ortaya koymuştu. Yeni bir analiz ise çok daha ileri gidiyor: peynirin içindeki Lactobacillus kefiranofaciens bakterisinin antik DNA'sını dizleyen ekip, peynirin nasıl yapıldığını ve nereden geldiğini izleyebildi. Bulgular ilginç bir tabloya işaret ediyor. Kefirin bugünkü Rusya'daki Kuzey Kafkasya'dan yayıldığına dair uzun süredir kabul gören hipotezin aksine, Xiaohe'deki bakteri başka bir kola, Tibet ve Doğu Asya'daki türlere bağlanıyor. Yani kefirin yayılım haritası tek bir merkezden değil, en az iki ayrı koldan ilerlemiş görünüyor. DNA aynı zamanda farklı kültürlerin temasına da işaret ediyor. Örneklerin bazıları inek sütünden, biri keçi sütünden yapılmış. Üstelik keçi DNA'sı orta Asya'nın diğer antik örnekleriyle benzeşiyor. Bu, Tunç Çağı'nda Sincan halkının çevre topluluklarla ne kadar iç içe geçtiğini ortaya koyan başka kanıtlarla örtüşüyor. Kefirin yayılmasının bir nedeni de pratik olabilir: fermantasyon sırasında laktoz azaldığı için kefir, laktoz intoleransına sahip Tunç Çağı toplulukları için (Xiaohe halkı dahil) kolay tüketilebilir bir besindi.
Ayfer Tunç okumak, susmayan kendi zihnimle konuşmak gibi. Sürekli bir akış hissettirdi.
Duygu ve Düşünce
Beni hor görme kardeşim Sen altınsın, ben tunç muyum? Aynı vardan var olmuşuz Sen gümüşsün, ben sac mıyım? Ne var ise sende bende Aynı varlık her bedende Yarın mezara girende Sen toksun da ben aç mıyım? Öldür nefsini ölmeden / Aşık Veysel
Edebiyat
Geceye...
Sana bir uygarlığı getirdim; anlamadın Yavuz kahramanları, şiirin burçlarını Ayak ucuna koydum gecenin saçlarını Urganmış boynumda taşıdığın gerdanlık Sana hükümdarlığı getirdim; anlamadın Sevda suya karışır, sızar kan dağlarına Köpüren yüreğimde zıpkınlanır umutlar Yüzün tunç gibi çöker ülkemin bağlarına Irmaklar bilmediğin kadar hülyalı akar Her vadi bir yanıyla senin yüzüne bakar Bir yanında münzevi hıçkıran Leyla kuşu Sen henüz tanımadın sevda denen yokuşu Sen henüz yorulmadın yokuşta devler gibi Yıkılmak üzre olan çaresiz evler gibi Sen henüz vurulmadın uçarken göklerinde Sen henüz bir oltaya takılmadan derinde Karalar bağlamadın; beni anlayamazsın O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın Seni bir yıldız gibi koyacağım göklere Her gece ışığını ruhumdan alacaksın Aldanma gururunu okşayan çiçeklere En güzel güllerini ruhumla alacaksın Kopacak sanıyorsun bu ip ince yerinden Bu ipin her çizgisi yaralı bir dev gibi İnecek sanıyorsun bu bayrak gönderinden Bu sevda tükenecek sönen bir alev gibi
Şiir
Reklam
Reklam