"Yaşamı küçümsemeyi ruha kabul ettirebilmek güç bir iş!" diyorsun. Görmüyor musun, yaşamı hor gördüren ne kadar olmadık nedenler var? Biri sevgilisinin kapısı önünde iple asar kendini; öteki, efendisinin homurtularını bir daha duymamak için damdan atlar; bir başkası, kaçak bir köle, geri döndürmesinler diye karnına saplar bıçağı. Aşırı korkunun yaptığı etkiyi, erdemin yapamayacağını mı sanıyorsun?
Theophrastus'un öğütlerine aykırı olarak, bir insanı bir kanıya vardıktan sonra sevecek yerde, sevdikten sonra bir karara varmak isteyenler, işi tersinden tuttukları için her şeyi altüst ederler.
Filozof diyor ki: "Neşeli fakirlik, iyi bir şeydir." Neşeliyse o fakirlik, fakirlik değildir zaten! Çünkü çok az şeyi olan değil, hep daha çoğunu isteyen fakirdir aslında.
Şimdiye değin senden zorla alınan ya da çalınan, boşa akıp giden zamanına sarıl, iyi kullan onu. Durum, emin ol, sana yazdığım gibi: Kimi zamanımız bizden zorla alınıyor, kimisi sinsice çalınıyor, kimisi de boşa akıp gidiyor. Umursamadığımız için uğradığımız kayıp da, en yüz kızartıcı olanı. Dikkat edersen, hayatımızın en büyük bölümü kötü iş yapmakla, büyük bir bölümü hiçbir iş yapmamakla, tüm yaşamımız da yapmamız gerekenden başkasını yapmakla geçiyor. Zamana değer veren, gününün değerini bilen, her gün biraz daha ölmekte olduğunu anlayan bir kimse gösterebilir misin bana? Yanıldığımız bir nokta var: Sanıyoruz ki ölüm önümüzdedir; oysa ölümün büyük bir kısmı şimdiden geçip gitmiştir. Hayatımızın geride kalan kısmını ölüm eline geçirmiş.