Bir işi başaramadığında bunu bir hezeyan olarak yorumlayan ve özgüvenini kaybeden de sensin, aynı olayı bir motivasyon kaynağı olarak görüp bir kez daha başarmayı deneyecek olan da sen olabilirsin.
…
Böylece Efendi Sira'ya verildim; o gün kadının bindiği deveyi hasta annesinin evine kadar uzun bir yolculuğa götürdüm. Ona araya girdiği için teşekkür etme fırsatı buldum. Aynı zamanda köle olarak doğmadığımı, özgür bir adamın, Babil'de eyer yapan onurlu bir adamın oğlu olduğumu söyledim. Öykümün çoğunu anlattım. Eleştirileri beni altüst etti;
söyledikleri üstünde daha sonra çok düşündüm.
'Nasıl olur da zayıflığın yüzünden bu hallere düşmüşken kendine özgür insan diyebilirsin? İnsanın içinde köle ruhu varsa, nasıl doğmuş olursa olsun sonunda köle olmaz mı? Suyun kendi seviyesini araması gibi. İnsanın içindeki ruh özgürse, şanssızlıklara rağmen kendi kentinde saygın ve
onurlu biri olmaz mı?'
Soframızda oturan züppe, bizi yavaş yavaş gevşetir, yumuşatır. Zengin komşu, aşırı isteklerimizi kamçılar; kötü kişi, arkadaşı ne kadar saf, yalın olsa da pasını ona geçirir. Ya bütün halkın saldırdığı ahlak ne hale gelir o durumda, söyler misin? İster istemez ya onları örnek alırsın ya da onlardan nefret edersin. Her iki halden de kaçınmak gerek: Ne sayıları kabarık diye kötülere benze ne de sana benzemiyor diye birçoklarına düşman ol.