Lakin böldüler halkını
kardeşi kardeşin üstüne salarak
kalenin taşları
yıkılana dek.
Bitkin ellerini ve ayaklarını
kudurmuş dört ata bağladılar,
yıkılmaz şafağın aydınlığını
böyle ayırdılar.
Yenik güneş, Túpac Amaru
parçalanan zaferinden
deniz üstünde güneş gibi
yitik bir aydınlık yükseliyor.
Kilin derin halkları,
artık dokunmayan tezgâhlar,
kumdan nemli evler
adını söylüyorlar sessizce: “Túpac”,
“Túpac bir tohumdur”,
diyorlar sessizce,
“Túpac sürülü tarlada yaşıyor”,
diyorlar sessizce,
Túpac filiz veriyor toprakta”.
Areche, Tupac Amaru'nun hücresine gelip, vaatler karşılığında kendisinden isyana katılanlanın adlarını öğrenmeye çalıştığında aldığı cevap şu oldu: "Bu olayda yalnızca iki suç ortağı var. sen ve ben; sen zorba, ben de kurtancı olarak ölümü hak ettik.
1572'de son imparator Tupac Aura'nın öldürülmesine kadar İnka direnişi ezilemedi. Ama İnkalar, Meksika'da Aztekler için geçerli olan aynı nedenlerle yenilmeye mahkûmdular. Bakıra sahiptiler ama demirleri yoktu; daha güçlü olan at ve katırlara karşılık lamaları vardı. Ne kadar zarif olursa olsun bir Bronz Çağı uygarlığı, ne denli kaba olursa olsun bir Demir Çağı uygarlığının karşısında duramazdı. Atlar, Hemmings'in ifadesiyle 'bu fethin tanklarıydı.
-Suç ortakların kim?- diye sordu, ona.
Ve Tupac Amaru yanıtladı:
-Burada senden ve benden başka suç ortağı yok; sen zalimin, bense kurtarıcının suç ortaklarıyız ve her ikimiz de ölümü hak ediyoruz.
Parçalanarak ölüme mahkum oldu.
Tupac'a, karısı, çocukları ve izleyicileriyle birlikte Cuzco'nun büyük alanı wacaypata'da işkence edildi. Önce dili kesildi. Daha sonra kollarından ve bacaklarından dört ata bağlandı. Ama atlar vücudunu parçalayamadı. Bunun üzerine boynu vuruldu, başı Tinta'ya, kollarından biri Tungasuca'ya, öteki Carabaya'ya, bir bacağı Santa Rosa'ya, diğeri de Livitaca'ya gönderildi. Vücudunun geri kalan kısmı yakılarak külleri Huatanay'a döküldü.
Tupac'la kan bağı olan herkesin öldürülmesine karar verildi.