Türkçülük akımının önde gelen temsilcilerinden ve Türk Tarih Kurumunun kurucularından Yusuf Akçura'nın 1919-1925 yılları arasında verdiği konferanslardan seçilen konuşmaların bir araya getirildiği bu derleme, Osmanlı Devleti'nin çöküşünün siyasi, iktisadi ve toplumsal nedenlerini ele alırken, aynı zamanda Türk Devrimi'nin yarım kalmış programına dair dikkat çekici değerlendirmeler sunmakta. Ve emperyalist güçlerle kurulacak iş birliklerinin doğurabileceği sonuçlara dikkat çekmesi bakımından, bugün yaşanan birçok gelişmeyle ilişkilendirilebilecek çarpıcı tespitler içeriyor. Yusuf Akçura adeta 100 yıl önceden bugüne sesleniyor.
Derlemenin tamamı dikkat çekici tespitler ve öneriler içermekle birlikte, özellikle altını çizmek istediğim bazı kısımlar var.
Yusuf Akçura milliyetçiliği "Demokratik Milliyetçilik" ve "Emperyalist Milliyetçilik" olmak üzere iki farklı kola ayırmaktadır. Akçura'ya göre gerçek milliyetçilik, kendi milleti için talep ettiği hak ve özgürlükleri diğer milletler için de tanımalı; başka devletlerin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü tehdit eden saldırgan bir politika benimsememelidir. Güç kullanımı ancak meşru müdafaa zorunluluğu doğduğunda haklı görülebilir. Gerçek bir milliyetçi, aynı zamanda bir devrimcidir. Günümüzde ise milliyetçilik ile devrimcilik çoğu zaman birbirine zıt kavramlar olarak algılanmaktadır. Hatta kendisini milliyetçi olarak tanımlayan birçok kişi, "devrim" kavramını doğrudan terör veya yıkıcılıkla özdeşleştirmektedir. Oysa Akçura'ya göre Türk milleti ve devleti sürekli bir gelişim ve devinim içinde olmalıdır. Bu dönüşüm millî bir iradenin öncülüğünde gerçekleşmediği, milliyetçiler bu sürecin öncüsü olamadığı takdirde ortaya çıkan boşluk, emperyalist güçlerin etkisiyle şekillenen bir karşı devrim sürecine zemin hazırlayacaktır.