Erkeklerin çok büyük çoğunluğu ataerkil düzenin elinde kendilerinin de oyuncak olduğunu, kendilerinden beklenen güçlü, zengin, "alfa" erkek olma başarısını gösteremezlerse toplumun aşağı kademelerine itildiklerini anlamadan, biz niye bu haldeyiz diyemeden hayatın acımasız darbelerine maruz kalıp hesabını kadınlardan soruyorlar.
“Annemi gereği kadar mı, gereğinden çok mu sevdim, ona duyduğum sevgi hayatımı nasıl etkiledi; bunları annem ölüp hayatımda dev bir boşluk bırakınca düşünmeye başladım. Annemi gereğinden çok sevmiştim ama ben zaten her şeyi gereğinden çok sevmiştim, E.'yi de gereğinden çok, işimi gereğinden çok, öğrencilerimi gereğinden çok sevmiştim”
Öyle bir aşk yaşamışsındır ki, bir daha artık böylesini yaşayamam dersin. Aşk sözcüğüne anlamını veren, bedenin tüm hücrelerinde, sinirlerinin her atomunda duyduğun bir duygudur. Sonra bir gün, bir rastlantı, yeniden aynı heyecan, aynı coşku, aynı yoğunlukta yaşanan anlar. İnanamazsın. Bir düşteyim sanırsın. Kitaplar da benim için öyledir. Eski aşklara dönemezsin, ama eski kitaplara dönebilirsin.
"Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim," dedi: "Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda."