Books and Views

Puan vermedi·144 syf.··
2023 8. kitabı
·
235 günde okudu
·
Okunma: 19 Temmuz 2023 14:26
"Sevilen çocuk sevginin ne olduğunu ilk günden bilir. İhmal edilen, aşağılanan ve sömürülen çocuğun bunu öğrenmesine hiç fırsat verilmez." Nasıl büyüdük, nasıl büyütüldük? Çocukluğumuz boyunca ne tür istismarlara maruz kaldık, nelere katlandık? Biraz sevgi görebilmek için, ailemizi biraz olsun mutlu edebilmek için ne tür yetenekler geliştirdik? Bu soruları sormak zor değil mi? Zor, çünkü bu soruların ucunda en çok değer verdiğimiz insanlar duruyor; anne babamız. Çok yoğun istismara uğramış (cinsel taciz, fiziksel şiddet gibi) çocukları açıkça seçebiliyoruz. Ve o çocuklar zor da olsa ailesi tarafından yoğun bir istismara uğradığını itiraf edebiliyorlar. Şimdi bunları bir kenara ayıralım ve Alice Miller ile birlikte ailelerimizden gördüğümüz ve bizi derinden etkileyen istismara bir göz atalım. Üreyebiliyor olmanın anne baba olmak için yeterli bir koşul olmadığını , buna ek olarak çocukların daha çok erken yaşlardan itibaren ne kadar duyarlı olduğunu gözden kaçırdığımızı düşünüyorum. Nitekim kitapta belirtildiği gibi, dışarıdan bakıldığında anne/babalık işlevini titiz bir biçimde yerine getirdiği görüntüsü veren birçok anne/baba temelde "kendi çocuğu karşısında çocuk kalmış" olan bir insan olabiliyor. Ve ailesinin bu muhtaçlığını gören çocuk ise türlü yetenekler geliştirerek örnek bir çocuk olup istemediği bir hayat büyütebiliyor kendine. Şöyle diyor Miller; "Bir anne kendi annesinden sağlayamadığını çocuğundan sağlayabilir: Çocuk kendini kullandırmaya açıktır, annenin yankısı olmaya hazırdır, kontrol edilmeye uygundur, tamamen anneye odaklanmıştır, onu asla terk etmez, ona ilgi ve hayranlık duyar. Anne ise çocuğun ihtiyaçları ile bunaldığı zamanlarda ( önceleri kendi annesinin talepleri karşısında bunalıyordu) artık o zamanlarda olduğu kadar savunmasız değildir.
İnceleme
Yetenekli Çocuğun DramıAlice Miller · Profil Yayıncılık · 20213,936 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·127 syf.··
2022 7. kitabı
·
63 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2022 11:00
"Kadının varlığına katlanamayan zihniyet; elbette onun yazmasına, okumasına, düşünmesine de karşıdır." Kendine Ait Bir Oda'da Virginia Woolf kurmaca yazında kadının yerini irdeliyor. Esasında tarihe baktığımızda neden kadın bir Shakespeare dünyaya gelmedi, yoksa geldi de ne gibi engellerle karşılaştı vb gibi sorulara cevap arıyor. Tarih boyunca kendine ait bir odası bile olmayan bir kadından yola çıkıp maddi özgürlüğe sahip olmadığı için kendini geliştiremeyen kadınları inceliyor ve edebiyat tarihinde nasıl var olmaya başladık buna parmak basıyor. Öte yandan erkek açısından edebiyatta ve sosyal hayatta kadının nasıl bir kefeye konduğu hakkında kitapta çok ince detaylarla verilmiş. Örneğin tarih boyunca kaleme alınmış yazıtların çok önemli bir kısmında kadın roller yer aldığını görürüz. Kadın tarihi değiştirir, muhtelem bir varlıktır; gerçekte ise dayak yer, çalışması yasaklanır, istemediği bir insanla kolayca evlendirilir. Yazar düşsel planda kadının çok önemli olmasına karşın gerçekte tümüyle önemsiz olduğunu vurguluyor. Toplumsal eşitsizlik, töre ve adetleri düzeltmek kolay iş değil. Nitekim bunları değiştirmek ve kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olması, okuması, yazması uzun zaman almış, sancılı olmuş diyebiliriz. Fakat tüm bu savaşın içinde en önem kazanan şeyin kendine ait bir odan olması bir tesadüf değildir elbette. Şimdilerde bu savaşın büyük ölçüde kazanıldığı, kadınların edebiyatta çok etkin bir şekilde var olduğunu söyleyebiliriz kolayca. Fakat bu kitaba baktıkça kız erkek farketmeksizin çocuklarımıza zaman, özgürlük sağlamanın, kendilerine air bir oda vermenin önemini hatırlamakta fayda var.
İnceleme
Kendine Ait Bir OdaVirginia Woolf · İletişim Kitabevi · 202148,3bin okunma
Puan vermedi·262 syf.··
2021 31. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 24 Kasım 2021 21:52
"Bir insan ayağını veya gözünü kaybettiğinde, neyi kaybettiğini bilir, ama benliğini -kendini- kaybederse bunu bilemez, çünkü bunu bilecek bir 'ben' artık ortalıkta yoktur." Nöroloji ve psikoloji profesörü Oliver Sacks'ın yazdığı 'Karısını Şapka Sanan Adam' bir bakışta ismiyle insanı çarpıyor. Şahsen benim, ismini gördüğüm andan itibaren çok merak ettiğim bu kitabı sonunda okuma fırsatı buldum. Kitap çeşitli bölümlere ayrılıyor ve her bir bölümde farklı bir nörolojik hastalık ele alınıyor. Her bir bölüm gerçek bir hastasına ait ve belki milyonda bir rastlanacak türden hastalıklar. Tourette sendromu olan Tilki Ray, kendini hala genç hisseden, hayalet ağrısı çeken insanlar, görsel agnozisi yüzünden nesneleri ayırt edemeyen ve nihayetinde karısını şapka sanan bir adam.. Benim en çok etkilendiğim öykü ise bedeninin farkındalığını kaybetmesi üzerine vücudunu kullanamayan bir kadının öyküsü oldu. Evet bedenimizin bize ait olduğunu hissetmemizi sağlayan bir hormon var ve bir insan bu hormonun salgılanmaması üzerine tüm fiziki aktivitelerinden yoksun kalabiliyor. Öyküde kadın ellerine bakıp içinden defalarca "Evet bu eller benim, bu eller benim ve ben ellerimi kullanabilirim" diyerek kendisini inandırabildiği ölçüde ellerini kullanabiliyor. Tüm bu hastalıklara sahip insanların ve onların etrafındakilerin hayatı bu hastalıklar çerçevesinde kurulmuş. Bazıları bu hastalıklar sayesinde çok mutlu ve çok başarılı. Ama çoğunluğu tedavisi mümkün olmayan bu hastalıkların gölgesinde yorgun bir hayat yaşıyorlar belli ki. Yazar gerçek bir doktor olunca elbette kitabın dilinde terimler, yer yer anlaşılmaz ve belki biraz sıkıcı bölümler de karşımıza çıkmıyor değil. Ama hastalıklar öyle şaşılacak türden ki sıkıldığım yerde kitaba geri dönmem çok kolay oldu diyebilirim. Bize hayatın
İnceleme
Karısını Şapka Sanan AdamOliver Sacks · Yapı Kredi Yayınları · 20206,4bin okunma
Puan vermedi·112 syf.··
Beğendi
·
2021 24. kitabı
·
"Söyleyecek fazla bir şeyim hiçbir zaman olmadı. Ben de sustum." Nedir yaşamak? Dolu dolu yaşayacaksın diye bir şey tutturmuşuz bin yıldır dilimizde gidip gelen. Yaşayacaksan en dibine kadar yaşayacaksın mutluluğu da hüznü de. Hayata kaç kere geliyoruz şunun şurasında değil mi? Hiç ölmeyecekmiş gibi sahip çık hayatına ve de yarın ölecekmiş gibi serbest bırak onu. Çok çalış mesela, işine hırsla bağlan çünkü işinde başarılı olmayan bir insan hayatta da başarılı olamaz. Sevdiğini tut sıkıca, kaybetmemek için elinden ne geliyorsa yap. Bir yakınını mı kaybettin; anneni mesela; hayat bir an için dursun gözünün önünde ki kalbinin acısı rahatça kanasın. Sonra devam et hayatına, yeni insanlarla tanışırsın nasılsa.  Peki yaşam gerçekten yaşamaya değer mi? Konuşmak, her şey hakkında bir fikre sahip olmak, duygulara kapılıp yükselmek ve nihayetinde düşmek; her şeye ama her şeye fazlasıyla anlam yüklemek... Bunlar gerçekten gerekli mi?  Kitabın baş karakteri Mersault, sessiz sakin, işi gücü ile uğraşan ve aslında hayata karşı kayıtsız kalmayı tercih eden bir karakter. "Bugün anne öldü, belki de dün, bilmiyorum" diyerek başlıyor kitaba. Bu cümle bile insana bildiğini unuttuyor esasında. Çünkü annelerimiz ki bizim yumuşak karnımız; ölümüne bu derece kayıtsız kalınması insanın karnına istemeden de olsa bir yumruk vuruyor. Mersault'un hayata karşı ilgisizliği annesinin cenazesindeki davranışları, daha sonrasında sevgilisiyle ilişkisinde ettiği sözleri ile kendini daha çok gösteriyor. Devamında ise Mersault hiç beklemediği bir anda bir suç işliyor ve bu suçun neticesinde mahkemede yargılanma süreci başlıyor. Kitabın ilk bölümlerinde Mersault'u; bir 'Yabancı'yı tanıyoruz. Önce ilgisizliği karşısında küçük bir şok, sonrasında onu anlamaya başlamak izliyor. Sonrasında mahkeme sahneleri
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,4bin okunma
9/10
·632 syf.··
Beğendi
·
2021 25. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 18 Eylül 2021 23:55
"Uzanmak İlya İlyiç için ne hastalarda ya da uykusu gelmiş insanlarda olduğu gibi bir zaruret, ne yorgun bir kimsedeki gibi geçici bir ihtiyaç, ne de uyuşuk bir insandaki gibi bir zevkti; bu onun tabii hali idi." İlya İlyiç Oblomov otuzlu yaşlarında, ailesi toprak sahibi olan, varlık içinde büyümüş, emrinde yüzlerce köylü çalıştıran bir asilzadedir. Asilliğinin gerektirdiği üzere el üzerinde büyümüş, üzerine titrenmiş bir çocukluk geçirmiştir. İyi okullarda okumuş, nihayetinde yaşı geldiğinde ailesinin yanından ayrılarak şehre yerleşmiş olan genç adam önceleri bir devlet dairesinde çalışır. Fakat her gün işe gitmek, yaşadığı stres hayat tarzına uymayan İlya İlyiç bir süre sonra işinden ayrılıp kendini tamamen eve kapatır ve günlerini çiftliği büyütmek için yaptığı planları düşünerek geçirir. Oblomov'un çalışkan ve kararlı biri olduğunu söylemek imkansız; fakat tembel olduğunu da söylemek haksızlık olur. Çünkü kendince öyle çok çalışır ve o kadar çok yorulur ki, esasında üzerine düşen her şeyi yapmaktadır. Kitapta şöyle bir kısım var ki burada Oblomov'un gün içinde ne kadar çok çalıştığına dair net açıklamalara yer verilmiş; "Sabahleyin yataktan kalkıp, kahvaltı edip divanına uzanınca başını ellerine alır, gücünü kuvvetini esirgemeden düşünceye dalardı. Sonunda kafası bu sıkı çalışmadan yorulur ve rahat bir vicdanla kendi kendine, 'Eh bugün insanlık için yeterince çalıştım.' derdi." Bu mesainin de, boşvermişliğin de tek bir izahı vardır; o da 'Oblomovluk'. Nitekim, Oblomov her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünüp irdeleyip bir türlü faaliyete geçmeyen fakat yüreği iyilikle dürüstlükle dolu, kimseye zararı olmayan bir insandır. Aşık olur, çok sever, yakın gördüğü, güvendiği insanlar tarafından dolandırılır. Fakat Oblomovluk yakasını bırakmaz. Oblomov'un tek bir
İnceleme
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,9bin okunma