Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
Arkamda kaldı Kızıl Meydan,
arkamda kaldı kalbi şehrin,
indim
kıyısına nehrin,
sulara bakıyorum.
Akıyor Moskova Nehri kıvrılarak
yuvarlak sırtı pul pul ışıldayan
kocaman
ve karanlık
bir balık
gibi!...
Hayat mı? Toplamda üç gün aslında;
doğduğumuz, içinde bulunduğumuz ve son nefesimizi verdiğimiz... En zoru da ikincisi değil mi? hüzünlerimiz, sevinçlerimiz, yaralarımız, yaraladıklarımız, geride bıraktıklarımız... Tıpkı yeniden doğacağına inandığımız batan güneş gibi vesselam...
Trabzan misali bizde bu inanç. Her ne olsa da yaşıyoruz en nihayetinde bir sincap gibi mesela...
yeni günü,güneşi bekleye bekleye...