Puan vermedi·112 syf.··
2026 74. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 18:26
Bazı şiirler vardır ki sadece okunmaz; yüreğe dokunur, insanın içinde iz bırakır. Kimi zaman da türkü olup dilden dile dolaşır, yıllar geçse de değerini kaybetmez. "Sarı saçlarına deli gönlümü, Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban, Ayrılıktan zor belleme ölümü, Görmeyince sezilmiyor Mihriban." Mihriban: Türk halk müziğinde efsaneleşen, Musa Eroğlu tarafından bestelenen bu şiir, kavuşulamayan gizemli bir aşka yazılmış en naif eserlerden biridir. Sevginin en derin hali bazen yoklukta saklıdır. İnsan, yanında olmasa da sevdiğini kalbinin en güzel yerinde taşımaya devam ediyor. “Aşktan yana söz duyunca, Ben hep seni düşünürüm.” Her satırında hakikatin, dostluğun ve insan olmanın izini sürüyor. Her dizede ayrı bir derinlik saklı. Okudukça insanın gönlüne dokunan bu yolculuk, sonunda Hakk’a varıyor. "Ya Rab, bu hasrete can dayanmıyor; Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun." Gurbetin hüznünü, hasretin sızısını, sevdanın sıcaklığını ve memleket özlemini yüreğinde taşıyan bu güzel şiir kitabının, okuyan herkesin gönlüne dokunması dileğiyle. "Her tarafı gurbet olmuş yurdumun; Düşünceme tuzak kurma boşuna. Gönlüm yığın yığın hasret yüklüdür; İçimde tarifsiz keder saklıdır. Sökemezsin yaralarım köklüdür; Merhem sürüp sargı sarma boşuna."
Dosta DoğruAbdurrahim Karakoç · Kadim Yayınları · 20181,325 okunma
Puan vermedi·119 syf.··
2026 39. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 16:27
“Kendine gel Türk, kendine gel Türk!” Olay batılı eğitim görmüş ama kimliğinin farkında olan aydın, şuurlu bilinçli bir Tatar Türk kızının ve ticaretle uğraşan ağabeyinin bir Osmanlı Türkü esir subay Mehmet Tolun Bey ile tanışması üzerine atılan fikri ve milli bir yolculuğun niyetiyle başlar. Bu sürece Bilal adını verdikleri Kont Zichy Bela adlı Türklüğünün bilincinde olan Macar Türkü bir subay da eşlik eder. Ve binbir plan, düzen ve nizam içerisinde hazırlandıkları fikri yolculuğa konulurlar. Bu yolculuk onların atalarına, milletlerine karşı bir vazifedir. Bu vazifenin geç teşekkül etmesine karşı hayıflanma ve kızgınlık, mahcubiyet ve kıskançlık vardır. Hayıflanma, kızgınlık, mahcubiyet atlarına karşıdır. Kıskançlık ise atalarının onlara bıraktığı ölümsüzlük anıtını bir Türk değil de Türk olmayanlar tarafından bulunması, incelenmesi ve işlenmesidir. Bu işlenmeye hiç güven duymamaktadırlar. Düşmanın onlara ölümsüzlüklerine dair panzehiri elleriyle sunacaklarını düşünmemektedirler. Dönemin şartları Türkler için ölüm kalım mücadelesinin verildiği elzem bir dönemdir. Cihan devletleri cihanşümul Türkleri tarihte hiç var olmamış gibi kazımak isterken köklerinin derinliğine kanıt Orhun Yazıtlarını onların lehinde çözümleyecek değillerdi. Bu, dört genç kimlik arayışlarında bu yazıtlarla hemhal olmanın heyecanına kapılarak çoşkuya gelseler de hem fikri bir Turan seyahati yapmamış Türklere kızarken hem Türklüğün ölümsüzlük anıtlarını ortaya çıkaracakları ve cihanın önüne serecekleri için kıvanç ve gurur duygularıyla bürünüyorlardı. Özellikle Mehmet Tolun Bey, bu yaptığının kendi milleti için bir ilk olduğunu ve milletinin gençlerine kapı aralayacağına umut ediyor, böylelikle bilim yolunun önünde uyuşukluğun kalkacağına dair heyecan duyuyordu. Tüm hikayeyi de onun yazmış
Gönül HanımAhmet Hikmet Müftüoğlu · Kapra Yayıncılık · 20212,004 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ölüm dediğin nedir gülüm...
10/10
·216 syf.·
2026 85. kitabı
Öncelikle değerli yazarımız Kemal Varol'un okuduğum bu kitabı ve serisini bana tavsiye eden edebi dost D... ye çok teşekkür ediyorum. Her sözü, her satırı şiir ve türkü tadında bir hikâye okudum. Anadolu'da yiğitler adı ile değil namı ile anılır. Ağıtçı Kadın da öyle bir yiğit. Onu yiğit yapansa; elli yıl bıkmadan usanmadan bir sevdanın yolunu beklemesi ve bu sevda uğruna yollara düşmesiydi...onun evi ölü evleriydi...onun evi bir hevesin peşinde gittiği yollardı...onun evi üç telli sazın sesi ve türkülerdi...Heves Ali'yi bulsa mutlu olur muydu bilemiyorum ama onu bulma umudu bir ömre değmiş gibiydi... Hevesi kursağında kalsa da, bu hikaye Anadolu'nun toprağını çoktan sulamıştır... Kitapla Şiirle Türkülerle kalın...
Ucunda Ölüm VarKemal Varol · Doğan Kitap · 20252,875 okunma
Puan vermedi·184 syf.··
2026 22. kitabı
Lübnanlı yazar Amin Maalouf'un 1996 yılında yayımlanan kitabı "Doğunun Limanları", klasik teknikle yazılmış tarihi bir romandır. Oldukça heyecanlı ve merak uyandırıcı olan bu eser okurunu Doğu-Batı sentezinde yoğuruyor. Hikaye Adana'da başlıyor. Oradan Lübnan-Beyrut'a, daha sonra ise Fransa'nın kültür kokulu sokaklarına uzanıyor. Amin Maalouf din, dil, ırk, millet gözetmeksizin karakterlerini "insanlık" çatısı altında birleştiriyor. Ermenisi, Türkü, Yahudisi; Müslümanı, Hristiyanı, Musevisi bir arada... Hikayenin çıkış noktası "İsyan" adında, soyu Osmanlı hanedanına dayanan bir adam. Hikayenin tamamını onun ağzından dinliyoruz. Hikayeyi anlattığı ve onu yönlendiren kişi ise - "muhtemelen Amin Maalouf olduğunu düşündüğümüz"- bir yazar. İkili arasında 4 gün süren beraberlik sonucu taşlar yerine oturuyor. İsyan'ı Paris'in sokaklarına getiren hadise yıllardır vazgeçmediği bir sevda! O, çektiği onca sıkıntının ardından yıllardır görmediği aşkını bekliyor... Kitabın açılışında, cinayet mi yoksa intihar mı olduğu belli olmayan bir ölüm ve bu ölümden sebep deliren İffet adında bir kadınla tanışıyoruz. İffet, Kitabdar adında bir hekimle Adana'ya yerleşiyor ve bir erkek çocuk dünyaya getiriyor. İsmini bilmediğimiz ama prenslere yaraşır bir asillikle büyüyen bu delikanlı saray eşrafına mensup biri. Ermeni bir kızı kendisine eş yapıyor ve ondan 3 çocuğu oluyor. O çocuklardan birisi de ana karakter İsyan! Ve bu andan itibaren de İsyan'ın hayat yolculuğunda yaşadıklarına şahit oluyoruz... "Doğunun Limanları" tarihi dokusuyla mest eden, sıcacık bir roman. Dili, üslubu tertemiz. Doğu'dan alıp Batı'ya, Batı'dan alıp Doğu'ya götürüyor okurunu ve adı geçen şehirlerin karakteristik dokularına da yer vermeyi ihmal etmiyor.
Doğu'nun LimanlarıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202640,2bin okunma
Abdülhak Şinasi Hisar - Çamlıca'daki Eniştemiz
Puan vermedi·203 syf.··
2026 20. kitabı
Kitap roman olarak geçiyor olsa da bence tam bir enişte biyografisidir. Araştırıldığında bu eniştenin aslında tam olarak bir kişi değil, yazarın yakın akrabalarından belki birkaç kişinin toplanıp tek bir vücut bulduğu kurgusal bir karakter olduğu görülür. Eserin üslubu bana Ahmet Hamdi Tanpınar'ı; özellikle de Beş Şehir'i anımsattı. Onda da artık var olmayan bir şehir dokusunu en ince detayına kadar anlattığı için sıkılmıştım bu eserde de aynısını bilhassa Çamlıca tasvirlerinde yaşadım. İsminin hakkını verecek şekilde yazarda büyük bir Çamlıca sevdası vardır ve kitabın en az %20'si Çamlıca'ya ve onun orada yaşadığı mazisine övgüdür diyebilirim. Burada en dikkat edilmesi gereken nokta artık var olmayan aile gelenekleri ve sosyal yapıların ele alınmasıdır. Eser o zamanlar bir çocuk olan anlatıcının Çamlıca'daki enişteleri Hacı Vamık; namı diğer Deli Vamık'ı tasviriyle ve deliliğe makul bir övgüyle başlar. Babıali onu mutasarrıflık, defterdarlık, valilik gibi çeşitli görevlere verip verip geri almaktadır. Eserin ilerleyen bölümlerinde kendisinin hakkında vazife başında yolsuzluk söylentileri olduğu da verilecektir. Doğal olarak maddi durumu ortalamanın oldukça üzerindedir. Konaklarında hizmetçiler çalışmaktadır. Yazara göre, akıllı dediğimiz insanların sağı solu belli değildir; iyilik beklediğimizden kötülük, sadakat beklediğimizden ihanet görme ihtimalimiz her zaman oldukça fazladır; ancak deliler öyle midir? Deli daima delidir, şaşırtmaz, daima doğasına uygun davranır. Hacı Vamık enişte lakırdı etmeyi pek seven, kendine has ve eğlenceli bir konuşma üslubu olan bir adamdır. Hemen her şeyle ilgili bir fikri veya anısı vardır. Yalnız kaldığı zamanlar harici konuşur; hâttâ yalnız kaldığında bile bazen kendiyle konuşur bazen de türkü söyler. Yeğenlerine daima "can didem"
Çamlıcadaki EniştemizAbdülhak Şinasi Hisar · Bağlam Yayınları · 1996422 okunma
7/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2026 91. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 23:24
Kitap Adı: Akim Sevgilim Yazar: Füruzan Sayfa Sayısı: 136 Tür: Öykü Değerli Okur, bir kitap yorumuyla geldim: Kitap üç öyküden oluşuyor. İlk öykünün adı da kitaba ismini veren Akim Sevgilim. Yerel kütüphanede görünce, adına kapılıp okumak istedim. Açıkçası, eski zamanların o destansı, unutulmaz sevgilerine dair bir hikâye bekliyordum. Ancak beklentim bu yönde karşılanmadı. Yazar, kalıcı ve derin duygular yerine daha çok geçici, kırılgan ve yıpratıcı ilişkileri ele almış. Bu da bende küçük bir hayal kırıklığı oluşturdu. Aslında kitaplarla ilgili ön yargıyla yaklaşmayı pek sevmem. Özellikle daha önce okumadığım yazarların eserlerine şans vermeye çalışırım. Bu yüzden kitabı yarım bırakmadan sonuna kadar okudum. Diğer iki öykü ise Sesi Olmayan Türkü ve Varoşlar. Sesi Olmayan Türkü, farklı yöntemlerle el değiştiren toprakların hikâyesini ve o topraklara sahip çıkmaya çalışan insanların mücadelesini anlatıyor. Toprağın yalnızca bir mülk değil, aynı zamanda emek, aidiyet ve yaşam olduğunu hissettiren bir öykü. Varoşlar ise kent yaşamının görünmeyen yüzüne ışık tutuyor. Yoksulluğun, tutunma çabasının ve hayata rağmen ayakta kalmaya çalışan insanların hikâyesi anlatılıyor. Füruzan'ın toplumun kenarında kalmış insanları anlatmadaki başarısı dikkat çekici. Kalemi zaman zaman insanı rahatsız edecek kadar gerçekçi. Belki de bu yüzden okurken kendimi huzursuz hissettim. Ancak sanırım yazarın vermek istediği duygu da tam olarak buydu; okuru rahatlatmak değil, düşündürmek ve sarsmak. Bu kadar spoiler yeter. Şimdi kitaptan birkaç alıntı paylaşayım: "Ben kırkıma girmeden ölüme alıştım neredeyse." "Siz gençler vatanımızı kurtarın." "Çiçeklerden, güneşten, geceden, limonluktaki kokulardan oluşan bir rüya." "Hep önemli ve önemsenen başka insanlara göstermek için mi yaşanır her
1000Kitap
Akim SevgilimFüruzan · Yapı Kredi Yayınları · 2023493 okunma