Puan vermedi·160 syf.··
2026 22. kitabı
Eleştirimi baştan yapayım bence çok dağınık bir kitap. İşlediği mesele güzel, işleyiş şekli güzel ama çok dağınık. Muhtemelen çok fazla şeyi anlatmak istediği için bu kadar dağılmış hikaye. Küstahça bir tavır olacak ama bir kitap bir adam var buraya gidiyor vs. diye yorumlanmaz. Çok basit kitaplar için ya da sadece ''page turner'' ya da ''best seller'' diye tabir edilen kitaplar için bu olabilir belki ama nitelikli edebiyat için görünürde anlatılan şey kitapta işlenecek asıl mesele için kullanılan bir araçtır genelde. Hatta pek çok kitapta daha ilk sayfalarda yazar bir olayla, bir pasajla bazen bir cümle ile o kitapta tartışacağı meseleyi okuyucuya verir. Bunu o pasajı okuduğunuzda fark etmeyebilirsiniz ama kitabın devamında ya da kitabı bitirdiğinizde evet ya dersiniz, yazar zaten bunu söylemişti aslında başlarda dersiniz. Mesela bu kitabın başlarında anlatıcı dedesinden bahsediyor, onun yaşlı bir ağaç gibi yaşadığı toprağa kök saldığından vs. Kitabın adı ve arka kapakta yazanlar ise bu metnin bir kültür çatışması meselesi olacağını söylüyor zaten. Birlikte değerlendirdiğinizde o kök salmış ağaç metaforu ile aslında kitap boyunca bir yere, bir kültür ait olmak ile yersiz yurtsuz hatta kimliksiz olmanın kıyasının yapılacağını anlıyorsunuz. Bu kısmı benim için kitabın güzel kısmı, harika bir kitap ve edebiyat konusu bence bu mesele. Bununla birlikte kuzeyin güneyden, güneyin kuzeyden (yazar Afrikalı olduğundan böyle ama siz bunu doğu batı gibi okursanız daha anlaşılır olur) nasıl göründüğünü de çok güzel işliyor yazar. Gelgelelim bu meseleler arasında çok fazla git gel yapıyoruz ki bu da kültür karmaşası ile ilişkilendirilebilir ve yazarın bunu bilerek yaptığı söylenebilir, buna da eyvallah ama üzerine bir de ataerkil toplum eleştirisi geliyor kitabın sonlarına doğru.
Kuzeye Göç MevsimiTayyib Sâlih · Ayrıntı Yayınları · 2016493 okunma
Düşünce Tarihi
Puan vermedi·284 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
72 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 10:16
Frank M. Turner’ın Yale’deki ünlü “Tarih 271” derslerinden derlenen bu eser, 18. yüzyıl ortasından 19. yüzyıl sonuna kadar Avrupa entelektüel tarihini on beş bölümde ele alıyor. Rousseau’dan başlayıp Tocqueville, Mill, Marx, Darwin, Wagner ve Nietzsche ile noktalanan yolculuk; özgürlük, eşitsizlik, milliyetçilik, toplumsal cinsiyet ve din gibi modern Avrupa’nın temel gerilimlerini işliyor. Turner, akademik derinliği erişilebilir bir dille harmanlıyor; fikirleri soyut değil, somut tarihsel bağlamda sunuyor. Birincil metinlere sık sık başvurması ve karşılaştırmalı anlatım tarzı kitabı hem öğretici hem canlı kılıyor. Öte yandan ders derlemesi olmasından kaynaklanan seçici kapsam (Kant ve Hegel gibi isimlerin az yer bulması) ve zaman zaman ağırlaşan Türkçe çeviri göze çarpan sınırlılıklar. Avrupa düşünce tarihine giriş yapmak isteyen ya da Turner’ın keskin yorumlarını keşfetmek isteyen felsefe, tarih ve beşeri bilimler okuyucuları için değerli bir başvuru kaynağı…
Rousseau'dan Nietzsche'ye Avrupa Düşünce TarihiFrank M. Turner · Kafka Kitap · 201918 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"Süper Güçlerin Gölgesinde Bir Ego Savaşı”
7/10
·368 syf.·
2026 19. kitabı
V.E. Schwab’ın adını çok duyduğum ve uzun zamandır merak ettiğim romanı Vicious (Vahşi) ile nihayet serinin ilk adımını attım. Kitabı bitirdiğimde hissettiğim şey tam olarak şu oldu: Kötü bir kitap kesinlikle değil, ama abartıldığı kadar devasa bir şaheser de sayılmaz. Kitap, üniversitede oda arkadaşı olan iki dahi ve hırslı gencin, Victor ve Eli’ın hikayesini anlatıyor. Bu ikili, insanüstü yeteneklerin (EO - Extraordinary) nasıl ortaya çıkabileceğine dair tehlikeli bir teorinin peşine düşüyorlar. Acı, ölümcül deneyler ve büyük riskler sonucunda bu güçleri elde etmeyi başarıyorlar ama aralarındaki hırs ve kırılma noktaları, onları on yıl sonra karşı karşıya gelecek iki azılı düşmana dönüştürüyor. Orijinal bir fikir mi? Dürüst olmak gerekirse süper güçler ve anti-kahraman teması günümüz kurgularında çok işlendiği için bana pek özgün gelmedi. Yazarın dili gerçekten inanılmaz akıcı, sayfalar ellerimin arasından kayıp gitti diyebilirim. Ancak kitabın ciddi bir tempo sorunu var. Yaklaşık 360 sayfa olan romanda olaylar çok az ve kitap ancak 300. sayfadan sonra gerçekten hareketlenmeye, tempo kazanmaya başlıyor. O ana kadar yazar daha çok karakterlerin geçmişini ve atmosferi inşa etmekle uğraşıyor. Neyle karşılaşacağımı merak etmesem o ilk 300 sayfa beni biraz yorabilirdi. Gelelim favorime... Kitapta bir sürü hırslı ve karanlık karakter var ama benim en sevdiğim karakter kesinlikle Mitch Turner oldu. O iri yarı, korkutucu görüntüsünün ardındaki sadakati, dev kalbi ve ekibe getirdiği o kendine has havası beni hikayeye en çok bağlayan unsurdu. Ana karakterlerin o bitmek bilmeyen ego savaşları arasında Mitch adeta bir nefes alma alanı gibiydi.
VahşiVictoria Schwab (V.E. Schwab) · Pegasus · 2018614 okunma
Puan vermedi·250 syf.··
2026 37. kitabı
Bu kitap da bana aşırı saçma geldi. Zaten bu kısa kitapların olayı galiba her şeyi ışık hızında yaşatmaları ve büyük kısmının sürekli aynı tarz sahnelerden oluşması. Neyse, başlayayım. Kızımız Ruby. Nenesini kaybetmiş ve onun yanına, deniz kenarındaki bir ada ülkesine gitmiş. Normalde başka bir yerde yaşıyor ama nenesi hastalanınca onun yanında kalmış. Sahilde sürekli izlediği bir adam var: Bodhi. Burasının en zengin adamı. Ruby uzaktan uzağa adama aşık olmuş, sürekli sahilde oturup onun sörf yapmasını izliyor. Bir gün yine sahilde Bodhi’yi izlerken babası arıyor. Adam direkt diyor ki: “Nenenin evini hemen boşalt. Ben evi sattım.” Kız zaten şok oluyor. Daha ne olduğunu anlayamadan hayatı altüst oluyor. Tam o sırada da Bodhi, Ruby’yi ilk kez fark ediyor. Ve olaylar burada iyice saçmalamaya başlıyor. Adam kızı görür görmez resmen takıntı yapıyor: “Bu kız benim olacak.” Sonra bütün ekibini seferber ediyor, dükkânlarını bile kapattırıyor: “Herkes bu kızı bulacak!” Sonra Ruby yine sahile gidiyor ve bu sefer gerçekten karşılaşıyorlar. Adam denizde boğuluyor gibi bir şey oluyor, Ruby koşarak yanına gidiyor. Daha ilk karşılaşmaları ve anında aşırı yakınlaşıyorlar. Sonra adam kızı arabasına bindiriyor. Daha kızın adını bile bilmiyor ama bir anda emirler vermeye başlıyor. Ben burada “Bir dur, sakin ol” oldum zaten. Kız da dünden razı gibi davranıyor. Sonra kız diyor ki: “Ben iki gün sonra gidiyorum.” Çünkü aslında oralı değil. Adam bunu öğrenince gidip kızın pasaportunu alıyor, kilitliyor, anahtarı da bir yere atıyor. “Hiçbir yere gitmiyorsun. Benim ofisimde çalışacaksın.” Kızım bir sorgula ya! Elalemin adamı sonuçta. Evli mi, neci, kimdir hiç umursamıyor. Soyun diyor salak kız soyunuyor arabada tövbest. Anında bir aşna fişna durumu. Önce ismini sorsaydın be bacım. Bu arada
Sun, Sand, and SeductionOlivia T. Turner · ‎Independently published · 20195 okunma
6/10
·184 syf.··
2026 36. kitabı
Japon yazar ve içerik üreticisi Uketsu tarafından kaleme alınan Tuhaf Ev, yazardan okuduğum ikinci kitap. Tuhaf Resimler'i gerçekten çok sevmiş ve tam bir page turner olarak görmüştüm. Tuhaf Ev'i de ilki kadar olmasa dahi, sevdim ve gene gizemden gizeme sürükledi beni. Kitap, bir evin kat planındaki basit bir anomali üzerinden başlayan ve korkunç bir aile trajedisine uzanan oldukça ilginç bir yapıya sahip. Romanın en güçlü yönü, gerilimi kanlı sahnelerden veya doğaüstü varlıklardan değil, mimari çizimlerden alması beni etkiledi. Hikaye, bir emlakçının fark ettiği, evin ortasında hiçbir girişi olmayan "penceresiz oda" gibi tuhaf detaylarla başlıyor. Okur, anlatıcı ve mimar Kurihara ile birlikte bir dedektif gibi kat planlarını incelerken bulur kendini. "Bu duvar neden burada?" veya "Bu banyo neden bu kadar saklı?" gibi sorular, okuru merak ettiriyor. Derinlik ve klasik edebiyat severler için fazla "senaryo taslağı" gibi gelebilir sanki. "Bir evin duvarları sadece soğuğu değil, bazen de vicdan azabını ve cinayetleri gizlemek için örülür."Seveceğinizi düşünüyorum, edebiyat şahikası bir klasik beklemiyorsanız -gerçi korku romanından bunu beklemek de çok abes olur-seveceğinizi düşünüyorum. Tuhaf üçlemesinin üçüncü kitabını bakalım ne zaman okuyabileceğiz, henüz çevrilmedi. İyi okumalar!
Tuhaf EvUketsu · Nox Yayınları · 2026960 okunma
8/10
·216 syf.··
2026 19. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2026 18:07
Sonu cidden süpriz oldu, çok şaşırdım. Dili sade, yazarın cümleleri basit ama derin, konusu güzel, kolayca bitirebileceğiniz ama izler bırakacak bir kitap. Ana karakter Elwood, 1960larda Amerika'da yaşayan siyahi bir çocuk. Annesi ve babası kendi emelleri yolunda giden, bu yüzden büyükannesi ile büyümek zorunda kalan, derslerinde başarılı, herkes tarafından sevilen, beyazların bile saygısını kazanan biri. Bindiği bir otobüs yüzünden, yanlış anlaşılma sonucu kendini erkek çocukların ıslah evi olan Nickel'de bulur. Bir süre gerçekten hem ıslahevi hem okul gibi görünen yerin, daha sonra şiddet,ayrımcılık ve istismar yeri olduğunu anlıyorsunuz. Oradan çıkmak için ya cezanız bitecek, ya çok çalışıp hiç suç almayıp kademe kademe yükselip gitmeye hak kazanacaksınız ya da öleceksiniz. Elwood her zaman gerçekçi biri olduğu için okuldaki olayları anlatırsa oradan kurtulacağını sanır ama yanılır. En yakın arkadaşı Turner ile kaçmaya çalışırlar ama sonları çok da iyi olmaz. İnsan ayrımı dünyamızda olduğu sürece, böyle problemlerin düzelmeyeceğini kitabı okurken anlıyorsunuz. 1960da da aynı, 2026da da...
Nickel ÇocuklarıColson Whitehead · Siren Yayınları · 2019911 okunma