Batı özellikle ‘ilk günah’ Hıristiyan dogmasının tesiri ile bir türlü insanın asli yapısını müşahede edemiyor, İslami terminoloji de eşrefi mahlukat yani yaratılmışların en hayırlısı olarak bilinen Hazreti İnsan, nefs binasının alt katlarına bakılarak tanımlanmaya çalışılıyordu.
Elbetteki Nietzsche, nefsi kamileye ulaşmak için aşılması gereken daha bir çok basamak olduğundan habersizdir. Bu, kitapsız, Kur’an’sız rehbersiz arayış ne yazıkki Nietzsche gibi bir dehayı 45 yaşında ölünceye kadar hiç çıkamayacağı bir psikoza kadar sürüklemiştir.
‘Tanri ölmüştür’ fakat hayat devam eder. Tanrı öldüyse insan kendi anlamını yine kendisi yaratmalıdır. Anlatılanlara inanmamalı kendi yolunu kendi başına bulmalıdır. Zerdüşt
“beni bile izlemeyin der” ! Ancak böyle kahramanca bir varoluş biçimi sayesinde, üstün insan meydana gelebilir ve bu üstün insan ‘ölen’ Tanrı’nın yerine geçebilir! Bütün bu düşünceler sonraki dönemlerde ortaya çıkacak Batılı varoluşçu felsefenin temelini oluşturacaktır.
Nihayet beklenen gerçekleşir. Tek kanatlı kuş yani filozof Nietzsche, gösterdiği onca çabadan sonra, çıktığı yükseklikten tepetakla düşüverir. Cesur ama basiretsiz bir insanın trajik hayat hikayesi…
Allah’la irtibatını koparmış batılı insan, alacakaranlık bir dünyada el yordamıyla ilahi hikmeti arıyordu. Ama akıl yetmeyince dara düşen insanlığın, çeyiz sandığından çıkarmaya alışık olduğu çok değerli bir hazinesi vardı: Sezgi.