Bitti
Yaşadığımız Evler, evi yalnızca bir mekân değil, katman katman açılan bir hafıza alanı olarak ele alan, sessiz ama derin bir anlatı sunuyor.
Başar Yılmaz, evi matruşka metaforuyla düşünerek; iç içe geçmiş hayatları, bastırılmış hikâyeleri ve birbirine temas eden kırılganlıkları görünür kılıyor. Her açılan katman, başka bir yüzü, başka bir suskunluğu ortaya çıkarıyor. Romanın merkezinde, yıllar sonra eve dönmek zorunda kalan gazeteci Cihan var.
Ancak bu dönüş, nostaljik bir sığınmadan çok, geçmişle yüzleşmenin zorunlu ağırlığını taşıyor. Okurken sık sık durup kendi çocukluğuma, odalara sinmiş sessizliklere, konuşulmamış şeylere döndüm.
Son olarak beni en çok Müesser etkiledi. Özellikle son sayfalarda gözyaşlarıma hâkim olamadım…
Müesser’i bitirdiğim yerde değil, içimde taşıdığım yerde bıraktım.
Çok güzeldi çok…