İnsan sevdiğinin üzülmesini istemez. Yüreğinin en ufak bir sızıyla burkulmasını, gözlerinin bir an olsun hüzünle dolmasını istemez. Çünkü senin yüzündeki bir gölge bile benim içimde tüm ışıkları kapamaya yetiyor. Güçlü duruşunun arkasında ne kadar hassas, ne kadar yufka bir kalp taşıdığını biliyorum. Belki herkes fark etmiyor ama ben görüyorum. O yufka yüreğinin içinde, her fırtınadan çıkmayı başaracak kadar güçlü bir kadında var. İnan bana, sen sandığından çok daha güçlüsün. Her zaman güçlü olmak zorunda değilsin, Yorulabilirsin, düşebilirsin, Ağlayabilirsin, Üzülebilirsin, Ama sen tekrar kalkabilecek kadar, gözünün yaşını kendin silebilecek kadar güçlü bir kadınsın. farkında mısın bilmiyorum çok özel bir kadınsın. Tüm kadınlar özeldir yanlış anlaşılmak istemem. Ama gücünü unutma sakın, sen çok başka bir kadınsın. ben görüyorum, biliyorum, tanıyorum… Yorulsan da, kırılsan da, düştüğünü sansan da ayağa kalkmayı başaran o güzel kalbi tanıdım ben. seni bu kadar çok sevmemin sebeplerinden biri de buydu, güçlü bir kadındın. Tanıdıkça her geçen gün daha da aşık olduğum kadınsın.. yufkacık yüreğinin ardındaki güçlü kadına ben her gün yeniden aşık oldum. Bu zor günler geçecek. Belki bugün değil, belki yarın da değil ama mutlaka geçecek. Ve o gün geldiğinde, bugün hissettiğin tüm acıların yerini huzur alacak. Ben de senin yeniden gülümsediğini görmek için sabırla bekleyeceğim. senin gülüşün, dünyanın bütün karanlığını aydınlatabilecek kadar güzel.. Sen gülünce çiçek açar her yan.. Keşke yanında olabilseydim de omuzlarındaki bütün yükleri tek tek alabilseydim. Keşke seni üzen her şeyi senden uzaklaştırabilseydim. senin gülüşün benim en güzel huzurum.
YALNIZLIĞIN İÇİNDEKİ BERABERLİK
“Benim yalnızlığım kalabalıklarla dolu.” Bu söz, yalnızlığın insan ruhundaki garip tabiatını anlatır. Çünkü insan bazen en kalabalık meydanlarda kendisini terk edilmiş hisseder; bazen de bir dağın yamacında, bir odanın sessizliğinde, gecenin en tenha saatinde görünmez bir beraberliğin içinde olduğunu duyar. Belki de mesele yalnız olmak değildir. Mesele, yalnızken neyle ve kiminle kaldığını bilmektir. İnsan dünyaya tek başına gelir. İlk nefesini kendi alır. İlk korkularını kendi yaşar. İçindeki en derin yaraları çoğu zaman kimseye anlatamaz. Herkes tarafından sevildiği zamanlarda bile kalbinin ulaşılmaz bölgeleri vardır. Ve bir gün geldiğinde ölüm kapısından da tek başına geçecektir. Bu yüzden yalnızlık, insan olmanın kaderlerinden biridir. Fakat yalnızlık her zaman eksiklik değildir. Bazen bir çağrıdır. Bazen insanın kendisine dönmesi için açılmış gizli bir kapıdır. Çünkü insan, hayatın gürültüsü içinde çoğu zaman kendisinden uzaklaşır. Günler birbirini kovalar; sesler, görüntüler, telaşlar, beklentiler birbirine karışır. İnsan sürekli bir yerlere yetişirken, bir süre sonra nereye gittiğini unutabilir. İşte yalnızlık bazen bu unutuluşun önüne dikilir. Sana dur der. Biraz otur der. Biraz dinle der. Biraz kendine bak.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
➡️ *İslamiyette matem tutmak yoktur* 📆 (Osman Ünlü Hocanın 25.06.2026 tarihli yazısı) *Sual: Dinimizde, muharrem ayının onuncu günü ve başka zamanlarda matem, yas tutmak diye bir şey var mıdır?* *Cevap:* İslamiyette matem tutmak yoktur. Peygamber Efendimiz matem tutmayı yasak etmiştir. Hadis-i şeriflerde; *(Matem tutan kimse, ölmeden tövbe etmezse, kıyamet günü şiddetli azap görecektir)* *(İki şey vardır ki, insanı küfre sürükler. Birisi, bir kimsenin soyuna sövmek, ikincisi, ölü için matem tutmaktır)* buyuruldu. Muharremin onuncu Aşûre günü matem yapmak, bağırıp çağırmak, ilk olarak hicri 65. yılında, hazret-i Hüseynin intikamını almak için, ayaklanıp, Kûfe'yi alarak, bir Şii devleti kuran Muhtâr-ı Sekâfî tarafından ortaya çıkarıldığı Tuhfe kitabında yazılıdır. Bu bidat, maalesef bir ibadetmiş gibi yayılmıştır. Hâlbuki Muhtâr-ı Sekâfî, bunu Kûfe ahalisini aldatıp, onları Emevilerle harbe sürüklemek, böylece hükûmeti ele geçirmek için bir hile olarak yapmıştır... Matem tutmak yasak olmasaydı, herkesten önce Peygamber Efendimizin vefatı için matem tutulurdu. Sonra hazret-i Ömer, hazret-i Osman, hazret-i Ali, hazret-i Hamza ve hazret-i Hüseyin şehit edildikleri için matem tutulurdu. Bunların hepsini seviyor, şehit edildikleri için üzülüyoruz, kalbimiz kan ağlasa da, yas tutmuyor, matem yapmıyoruz. Müslümanların matem yapması ve başkalarına lanet etmeleri yasak edildiği için, matem yapmıyoruz. İslamiyette doğum gününü kutlamak, Allahü teâlâya şükretmek vardır. Peygamber Efendimiz, pazartesi günü oruç tutardı. Sebebini sorduklarında; *(Bugün dünyaya geldim. Şükür için oruç tutuyorum)* buyururdu. Doğum günü ve mübarek geceler, hicri sene ile kutlanır. Müslümanların mübarek günleri veya geceleri, güneş aylarına göre değil, hicri kameri aylara göre yapılır. Dinimiz
Alıntı
Sevdiklerimizi el üstünde tutmak
Biz, hangi durumda olursak olalım, sevdiklerimizi hep el üstünde tutarız... KK
Atalarımın geleceklerini ebedi olarak kurtarmak ve bu güne kadar yok olmadığımız gibi bundan sonra da asla yok olamayacağımızı kanıtlamaları adına kazandıkları en büyük zaferin en güzel kanıtıdır, İstiklal Marşı.. Her duyduğumda nefes bile almadan ürpererek büyük bir vecd içinde dinlediğim ve söylediğim, söylerken de dağları parçalıyormuşçasına hırslandığım o dizeler beni,benim şanlı tarihimi ve aydınlık geleceğimi anlatıyor! Büyük İnsan Milli Şair Mehmet Akif ERSOY; “Korkma !” diyerek başlıyor dizelerine. Asla bitmeyecek yitmeyecek bu inanç, diyor bizlere. Ülkemizin karanlığa sürüklendiği o korkunç, karanlık ve acımasız savaş yıllarında, herkesin ümidini yitirmeye başladığı ve düşmanın burnumuza kadar sokulduğu bir zamanda, âdeta aydınlık yarınların geleceğini o günlerden görerek ve inanarak o güzel günlerin şimdiden müjdesini verircesine yazıyor... Kimi zaman yapraklara, kimi zaman duvarlara kazıyor kalemi kömürden şair... Türk Milletinin mazisi kahramanlıklarla dolu olan geçmişini ve bir onun kadar gurur verici geleceğinin ortak simgesi niteliğini taşıyan bu kutsal şiir; ülke topraklarını ele geçirmiş düşmanların dökülüşünü çabuklaştırmak, imanı en güçlü bir şekilde zirvede tutmak ve var olan bu inancı asla yitirmemek için yazıldı… Zaten topraklarına sımsıkı sarılmış, ayağı çarıklı dedem,yüreği yanık ninem bu marşla daha da bir bütün oldular ve hain düşmanlara, lâyık oldukları dersi vererek, özgürlüğümüzü yedi düvele kanıtladılar. İşte bu şiir benim milletimin tarihi boyunca yaşattığı değerleri anlatır. On kıtasının, her bir harfine paha biçilemeyen eşsiz bir hazine saklamıştır yüce şair,bulunması imkansız olan... Bozüyük yaylalarından, Torosların zirvelerine, Dumlupınar meydanlarından, Allahu Ekber dağlarına kadar,
Kul, neden namazın manevi etkisini tam olarak tamamlamaz ki ? Zikirler 2-3 dakikalık bu süre, namazda elde edilen huzuru muhafaza etmek için namazın ruhunu zihinlerimizde canlı tutmak adına vazgeçilmez bir manevi durak. Rasûlullah Efendimiz'in müjdelediği üzere, bu zikirler günahların bağışlanmasına vesile olan büyük bir fırsattır. Namaz biter bitmez hemen ayağa kalkıp işe güce dalmak yerine, o kısa tesbihatla kalbi dinginleştirmek namazın adeta tamamlayıcısı ve mühürüdür. İnsan namazdayken gaflete düşebilir, zihni başka yerlere gidebilir bu zikirler hem bu eksikleri kapatır hem de dili ve kalbi sürekli Allah'ı anma alışkanlığına hazırlar. Subhanallah ile Allah'ın noksan sıfatlardan uzak olduğunu, Elhamdülillah ile hamdin yalnızca O'na ait olduğunu, Allahüekber ile de O'nun her şeyden yüce olduğunu tasdik ederek dünyevi tüm kaygıları küçültürüz. Bu zikri ihmal etmemek, sadece bir ibadeti yerine getirmek değil, aynı zamanda günün geri kalanını o manevi iklimle bereketlendirmektir.
Din