Oruç tutmak bedeni çökertir; bu yüzden ruh da çöker ve oruçtan doğan tüm düşünceler, ister istemez cılız, miskin düşüncelerdir.
Bunlardan ötürü de, midesi bozuk tüm dindarlar, gelecek üstüne karamsar düşünceler beslerler. Konudan biraz ayrılarak, "kısacası, Queequeg," dedim, "cehennem kavramı, perhiz çöreğiyle midesini bozmuş bir adamın kafasından doğmuştur ilkin. O gün bugün de, oruçların babadan oğula getirdiği sindirim bozuklukları içinde süre gelmiştir."
Bana bir keresinde her kadının dört çeşit gülümsemesi olduğunu söylemişti.
“İlki, bilinçsiz bir gülümsemedir.
Düşünmezsin bile. Sokakta bir çocuğa ya da televizyon ekranından sana gülen birine gülümsemek gibidir.
İkincisi, kibar gülümseme. Eve davet ettiğimiz arkadaşlarımızı karşılarken ya da bir restoranda onlarla buluştuğumuzda öyle gülümseriz.
Üçüncüsü insanlara karşı kullandığımız gülümsemedir. Bazen birilerini kendinden uzak tutmak için gülümsersin. Hatta bazı kızların en güzel gülümsemesi budur."
“Dördüncüye geç.”
“Ahhh! İşte onu yalnızca sevdiklerimize gösteririz. Sen özelsin demektir.
Başka kimse o gülümsememizden nasibini alamaz. Biriyle çok mutlu olabiliriz. Ya da onu çok sevebiliriz. Ama dördüncü gülümseme yalnızca ve yalnızca gerçek aşkımız içindir.”
Onu bir an evvel kollarımın arasında tutmak...
Yahut sadece yüzüne bakmak, uzun uzun ellerini okşamak ve artık beraber, her zaman için beraber olduğumuzu bilerek karşı karşıya oturmak... Bu artık bir hakikattir, halbuki ben bunu şimdiye kadar tahayyül etmekten bile çekiniyordum.
Bizi düşünmeye alıştırmamışlar. Üstelikte düşünmeyelim diye ellerinden geleni yapmışlar.
Bizim çıkarcılarımız, çok kurnaz davranmışlar. Bilmişler ki, düşünen adam arayan adamdır. Arayan adam bir takım yenilikler bulan adamdır. Donmuş bir durumu parçalayan adamdır. Durumu olduğu gibi tutmak için insanları düşündürmemişler. İşte bizim tarihimiz aşağı yukarı bu.
.
Baskı, dünyayı iki kampa böler: insanlığı kendi sınırlarının ötesine taşıyarak aydınlatanlar ve yalnızca topluluğu ayakta tutmak uğruna umutsuzca yerinde saymaya mahkûm edilenler; bu ikinci grubun yaşamı, mekanik hareketlerin salt bir tekrarından ibarettir; boş zamanları ise ancak güçlerini yeniden toplamalarına yetecek kadardır; baskıcı, onların aşkınlığıyla beslenir ancak bunu özgür bir tanımayla pekiştirmeyi reddeder.
Ezilenin önünde tek bir çözüm yolu vardır: Kendisinin dışarıda tutulmaya çalışıldığı o insanlık anlayışının uyumunu reddetmek ve zorbalara başkaldırarak bir insan olduğunu, özgür olduğunu kanıtlamak.
...