Kendi halinde bir okur

Kendi halinde bir okur
@tuttopassa_
9/10
·190 syf.··
2026 17. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2026 21:16
Orijinal dili “La vie devant soi” olan, İngilizce “The Life Ahead” adıyla sinemaya da uyarlanan, Türkçe “Önümüzdeki Hayat” şeklince çevrilebilecekken bence kitabın ruhunu şahane yansıtan “Onca Yoksulluk Varken” olarak çevrilen, mevzuatının katılığıyla nam salmış Goncourt Edebiyat Ödülü’nü ‘Emile Ajar’ adıyla ikinci kez kazanarak deyim yerindeyse eleştirmenlere haddini bildiren bu harika kitap, Romain Gary'nin dehasının en somut kanıtı. Anlatıcımız, ‘ulusal felaket’ olarak adlandırdığı olay sonrası dört yaş büyüdüğünü öğrendiğimiz Müslüman bir çocuk, nam-ı diğer ‘Momo’. Bir çocuğun gözünden olayları tüm yalınlığı ve gerçekliğiyle anlatabilmek ayrı bir başarı; zira çocuklar yalan bilmez, dilleri dolaysız ve duyguları sahicidir. Fakat Momo, kendi deyimiyle ‘insanın hiçbir şey için fazla genç olamayacağı’ kadar ruhu ve kalbi büyük bir çocuk. Bunu; seks işçiliğinden kendini emekli etmiş, geçimini kendisi gibi kadınların çocuklarına bakarak sağlayan Yahudi Madam Rosa ile kurduğu o derin bağdan ve kadının son demlerine kadar ona eşlik edişinden anlıyoruz. Momo ve Madam Rosa’nın yanı sıra kitabın çevresini saran figürler; fahişeler, travestiler, Yahudiler, Araplar, Afrikalı göçmenler, suçlular ve kağıtsızlar; yani Paris gibi Batı’nın en istisnai medeniyetlerinden birinin kalbine sığınmış, fakat toplum dışına itilmiş ‘görünmez’ kesimler. Belleville mahallesinde toplanmış bu kesimler; dil, din veya meslek fark etmeksizin ‘insan olma’ ortak paydasında buluşan ve birbirine tutunan birer simge. Nitekim, Madam Rosa’nın hastalığının ilerlediği evrelerde, onun bakımı konusunda Momo’ya maddi ve manevi her türlü desteği verenler yine toplumun dışlanmış bu sakinleri. Ne var ki, sistemin dışına itilmişlerin kurduğu bu doğal dayanışmaya, ‘medeniyet’ kisvesine bürünen modern Batılı
1000Kitap
Onca Yoksulluk VarkenRomain Gary (Emile Ajar) · Sel Yayıncılık · 20225,8bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·440 syf.··
2026 15. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 20:50
Uzun zaman sonra beni bu kadar uykusuz bırakıp, saatlerce başında tutacak kadar sürükleyici bir kitap okumanın hazzı içindeyim. Belki de bu yüzden, zihnimde dönüp duran düşünceleri yatıştırmanın ve anlatma arzusunu dindirmenin yazmaktan başka bir yolunu bulamadım :) ‘Annemin Uyurgezer Geceleri’ ilk bakışta bellek, unutma/hatırlama ve aşk temaları üzerine kurulu bir anlatı gibi görünse de derinlerde çok daha sert bir gerçekliği barındırıyor: aşk kisvesine bürünmüş bağımlı kadın-erkek ilişkilerini; anne-kız, yeni-eski gibi ikilimler üzerinden iktidar oyunlarını; zamanla değişen toplumsal yapıdaki erozyonu, akademik yozlaşmayı ve ataerkil düzenin kökleşmiş yapısını. Erkeklerin yokluğuyla şekillenen üç nesil kadının dünyasına zamanda ileri-geri sıçramalarla tanık olduğumuz ince ince işlenen çok katmanlı bir hikaye bu. Anlatıcımız, ellili yaşlarında köklü bir üniversitede iktisat profesörü olan Şehnaz. Ancak hikaye; annesi Ayhan Hanım’ın uyurgezer geceleriyle değişen hayatını odağına alarak bizi otuz küsur yıl öncesine götürüyor. Aile sırlarının birer birer ifşasıyla derinleşen bu yolculukta, köklerin çok daha gerisine uzanıyoruz: Kendini bir Osmanlı paşasının kızı olarak tanıtan anneanne Şehval Hanım ve aynı paşaya çok küçük yaşta beşinci eş olarak verilen ‘deli bozuk’ Esme’nin hayatlarına da tanıklık ediyoruz. Ayfer Tunç bir söyleşisinde erkeklerin yıllardır hakim olduğu toplum sisteminin 'kadınların kemikleri üzerinden ilerlediğini' belirtiyor. Kitap boyunca, kadın olmanın beraberinde getirdiği toplumsal gerçekleri ve bu gerçekliğin ortasında kadınların verdiği var olma mücadelesini tüm gerçekliğiyle görüyoruz. Paşanın ölümüyle küçücük kızıyla sokakta kalan Esme’nin yaşama tutunmak için bir kocadan başka seçeneğinin olmayışı, dönemin koşullarının dayattığı trajik bir
1000Kitap
Annemin Uyurgezer GeceleriAyfer Tunç · Can Yayınları · 20267bin okunma
9/10
·108 syf.··
2026 13. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 24 Şubat 2026 21:28
Her biri birbirinden farklı beş hikaye. Ortak gayeleri ise bazen süzülerek, bazen aniden, bazen azar azar ama sonunda bir şekilde yaşamlarımızdan gidenlerin giderlerken geride bıraktıkları ve tabi geride kalanlar. Her biri çok tanıdık bir yerden yakalıyor insanı; çünkü insana dair an'ları, duyguları, yaşanması muhtemel kırgınlıkları, hesaplaşmaları, yalnızlıkları, merhametleri, acımaları, vedaları, sevgileri ve umutları yansıtıyor her biri. İnsana bu kadar dokunup incecik bir sızı bırakması bu yüzden. Dili çok naif, çok kırılgan ama çok güçlü. Hissettirmeden çepeçevre sarıveriyor insanı.
Nohut OdaMelisa Kesmez · İletişim Yayınları · 201910,5bin okunma
10/10
·304 syf.··
2026 7. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2026 14:24
Annesinin daha küçükken 'sinekkuşu' yakıştırmasının, ömrü boyunca hakkını veren bir adam Marco Carrera. Kardeşlerinin aksine ne fiziksel ne de duygusal olarak başına gelen her bir olaydan, felaketten, acıdan kaçmayarak, sebat ederek, çabalayarak, direnerek ama aynı zamanda kaderin her bir cilvesini iyisiyle kötüsüyle kabul ederek olduğu yerde kalır - aynı bir sinekkuşunun tam olarak olduğu yerde saniyede 70 kere kanat çırpması gibi. Bu, fiziksel bir durağanlık; çünkü ebeveynlerinin Roma'nın Savonarola meydanındaki ve Floransa'daki yazlık evlerini satmayarak, daha doğrusu satamayarak, aile mirasını tek başına korur. Kendi ailesini yine doğduğu topraklarda kurar. Bu, aynı zamanda zamansal bir durağanlık; çünkü gençlik yıllarında hayatına giren Luisa'ya duyduğu sevgi, onu hayatı boyunca takip eder; aynı Floransa'daki yazlık evlerine taşındıkları haliyle, hep o yaşlarıyla, tamamlanması hiç bir zaman mümkün gözükmeyen eylemlerle, hiç bir zaman ifade edilemeyecek sözcüklerle. Bu, duygusal bir durağanlık; çünkü ne annesinin ıstırabının, babasının kızgın sessizliklerinin tanığı olur, ne de aralarındaki bağırışlardan veya kavgalardan etkilenir. Onları duygusal olarak anlasaydı da ne kadar yardımı olurdu o aileyi bir arada tutmaya, bilinmez. Irene'nin kendini Girdap'ın kollarına iten gerçek itkiyi de göremez. Kardeşi Giacomo'nun kendisinden dolayı sandığı uzak kalışının altındaki nedenleri de anlayamaz. Luisa'ya sevgisi de apayrı bir duygusal tutunuşluk, kalışlık. İnsanlığın ortak duygu mirası, Marco Carrera'yı saran kayıplar, kopuşlar, acılar, biten/bitemeyen/başlayan ilişkiler, başlangıçlardan dolayı onu çok iyi anlamamızı sağlıyor. Kurgusu sağlam, onu bir kurgu kahramanından çıkarıp sıradan bir insan haline getiriyor. Sıradan gözüken mektuplaşmalar, e-postalar, telefon
SinekkuşuSandro Veronesi · Can Yayınları · 20221,071 okunma
8/10
·210 syf.··
2026 3. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2026 22:03
Köy köy dolaşıp halk şarkıları derleyen anlatıcının yolu bir gün bir köye düşer. Bir ağacın altında dinlenirken, yaşlı öküzüyle birlikte tarlayı süren yaşlı bir adam dikkatini çeker. Ona laf atan anlatıcı, yaşlı adam Fugui'nin de anlatısı varmış ki, başlar gençliğinden itibaren süregelen yaşamını dinlemeye. Ve hikaye böyle başlar. Okuyucu olarak bizler de Fugui'nin ağzından dinleriz tüm yaşam öyküsünü. Fugui, gençliğinden itibaren süregelen kırk yıllık yaşam öyküsünü öyle basit ama etkileyici anlatır ki, kitabın asıl anlatıcısı gibi biz okurlar da dinleyip dururuz onu. Bir ara kendi aralarında şehirde hamallık yapan bir adam hakkında konuşan köylü kadınlara, tüm hayatını özetler nitelikte şöyle der Fugui: "İnsanların unutmaması gereken dört kural vardır: Yanlış söz söyleme, yanlış yatakta uyuma, yanlış eşikten girme, elini yanlış cebe atma." Yanlarından geçerken Fugui başını çevirip onlara baktı ve ekledi: "Bu adam ikinci kuralı unuttu ve yanlış yatakta uyudu." (sf. 143). Bana kalırsa, bunu birden fazla kuralı unutan bilge bir insan sıfatıyla söyler ki, kuralları unutmasının cezasını da 'yaşamak'la öder. Bir zamanlar atalarını onurlandırması beklenilen bu insan, gençliğinde öyle hatalar yapar ki tüm bedelini adeta sevdikleriyle öder ve kendisinin de tahmin ettiğinden daha uzun yaşamasıyla hala da ödemektedir. Bazen biraz sevdiklerimizin günahlarının bedeli değil miyiz? Fugui'nin hayatını adeta bir film gibi izlerken (ki filmi de yapılmış, 1994'de Cannes Film Festivali'nde büyük ödüle layık görülmüş ve filmi de kitabı gibi Çin'de yasaklanmış), kuruluşu komünistlerin 1927'deki Milliyetçilere karşı yapılan ayaklanmaya dayanan Kurtuluş Ordusu'na, 1958'de kurulan halk komünlerine, Kızıl Orduya ve Mao'ya kadar ülkede etkili olan kişi ve olayların halk kitleleri, özellikle
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,3bin okunma