Geniş bir alana yayılmış bu bir sürü yer, bu fundalıklar ve ormanlar, bu kentler ve köyler, kaleler ve manastırlar, bu insanlar, ister hâlâ hayatta olsun, ister ölmüş, hepsi Goldmund'un içinde el ele vermiş yaşamını sürdürüyordu; anılarında sürdürüyor yaşamını, sevgisinde, pişmanlıklarında, özlemlerinde sürdürüyordu.
Zaten herkesi ve her şeyi bekleyen sondu bu, bir anda yeşerip çiçeklenme, ardından çarçabuk sararıp solma, derken üzerlerine yağan karın altında gömülüp gitme.
Skyth kralı İdanthyrsos, şu cevabı gönderdi: "İranlı, işte benim kanaatim: Beni hiç kimse ne korkutabilir ne de önünden kaçmaya zorlayabilir; senden de kaçtığım yok: Şimdiye kadar yapmış olduğum şey, barış zamanında da her zaman yaptığım şeydir. Neden hemen savaşa girmiyorum, onu da sana açıklayayım: Bizim ne kentimiz var, ne de bir tek dikili ağacımız ki, elden gitmesin ya da yakılıp yıkılmasın diye korkup hemen savaşa girelim; ama siz eğer ille de savaşmak istiyorsanız, bizim atalarımızın mezarları var; onları bulun, onlara el kaldırın, o zaman görürsünüz mezarlarımız için dövüşüyor muyuz, dövüşmüyor muyuz. Ama daha önce -ve keyfimiz istemediği sürece- sizinle savaşmayacağız. Bu konu bu kadar... "