"İçirmekten utanç duyulmayan bir köşesindeyim buz tutmuş sanayağının. Pencere macunlarını söküp bilye yaptığım saklanmışlıkta. Nefretin ayaklarımı dövdüğü yerde. Avludaki kedilerin karınlarına uzanıyorsam da çatıdaki keçiler için nefesimi tutuyorum ve sayıyorum ondan sıfıra doğru. Üçüncü tonundayım grinin, yedinin birinci çeyreğinde."
Kalemimin ucu yeterince körelmedikçe, açacağımı kullanmayacaktım. Söz vermiştim, kendime. Yeşil, jilet ve cam olana bakıp. Öyle olmadı. Sınıf öğretmenim kalemimi açarken öğrendim, sözün tutulacak bir yanı olmadığını. Söz, sadece sözmüş. Söylenir, denir, belki yenilir ve yutulur. Ama asla tutulmazmış.
"Bugün hayatının ilk günü Nasip'in.
Oysa dün kendini asacaktı. Silah olsa vururdu kendini, ilk onu düşündü, bulamadı. Ölmenin bile gereklilikleri var."
Çalışın! Gözleriniz acıyana, sırtınız ağrıyana, iliğiniz kuruyana kadar çalışın. Daha hızlı çalışın! Çalışmaktan iflahınız kesilene kadar çalışın. Yıllık hedeflerimiz var, performans değerlendirme sürecimiz yaklaştı. Hedeflerimizi tutturmamız lazım." Hedefleriniz batsın.