Buraların dutluk olduğu zamanlarda okuma etkinlikleri yapılırdı. Yalnız başıma okumaya korktuğum birçok eseri burada arkadaşlarımla birlikte okudum. Savaş ve Barış, Don Kişot, İnce Memed, Anna Karenina bunlardan bazıları. Şimdilerde böyle etkinlikler kalmasa bile Ulysses okumak için ben erkenden duyuru yapmak ve bu çetin yolda arkadaşlık yapacak kimse çıkar mı diye denemek istiyorum. Aynı tarihlerde birlikte okuma yapmak isteyenleri bu iletinin altına ekleyeceğim.
Okuma zorluğu konusunda üst sıralarda yer alan bu eser için 2 aylık bir süre düşündüm. 1 Temmuz’da başlayarak Ağustos sonunda bitirmek istiyorum. Bu süreçte birlikte okumak isteyenler çıkarsa alıntı, yorum ve incelemelerle burayı biraz zenginleştirebiliriz.
Yazarın ölümünün üzerinden 70 yıldan fazla geçmiş olduğu hâlde çeviri zorluğundan dolayı yayınevleri tarafından pek basılmayan bu eser için 3 yayınevinden birini tercih edebiliriz.
1. Ulysses – Yapı Kredi Yayınları – Çev: Nevzat Erkmen
2. Ulysses – Norgunk Yayınları – Çev: Armağan Ekici
3. Ulysses – Kafka Kitap – Çev: Fuat Sevimay
Cesareti olanları 1 Temmuz’a kadar düelloya davet ediyorum.
Ulysses Okuma Etkinliği
1. Resul Bulama
2. Eylül Türk
3. Râbia
4. Beyzanur Gökduman
5. Aybike
6. SEDA
7. Fатма ᵕ̈♡︎
8. Yasemin zengin
9. FŲƝƊÁ
10. fiLiz
11. GONCA
12. Mustafa A.
13. Osman Y.
14. Homeless
15. Orhan Gazi
16. ...
Sadece yıkım yoktu bu topraklarda. Ölüm kol geziyordu insafsızca. Birinin canını almakla yıkarak evsiz bırakmak arasında pek bir fark yoktu. Her ikisinde de amaç ortadan kaldırmaktı
Düz yazı şiirler ile küçürek öykülerin birleşimi. Önce şiirler sonra onların hissettirdikleri ile öyküler.
Şiirlere öyküler yazmayı seven birisi olarak bu kitabı okurken çok başka şeyler düşündüm. Anlam klasik bir anlatımının ötesinde kelimelerin oluşturduğu cümleler ile aslında zaten şiirsel bir güzergahta ilerleyen hayatı hatırlatıyor her seferinde. Şiirin içinden geçen her kelime insanın hayal gücüyle karışarak öykülere bir yön duygusu katıyor. Şiirsel bir yoğunlukta işlenen sahne, okuyucunun zihninde hem bir duygu hem de bir görüntü olarak yer ediniyor böyle kitaplarda. Böylelikle içindeki her bir karakter, mekan ya da olay şiirin sembolik alanında ilerlerken, öykünün öznesi olarak beslenmeye devam ediyor. Dolayısıyla bu iki hal arasında bir köprü görevi görüyor. Satır aralarına serpiştirilen her şey ne tamamen soyut bir şiir ne de katı bir öykü olarak karşımıza çıkıyor. Köprünün tam üzerinden manzaraya baktığınızda, iç sesi ile konuşanların fısıltısını bir anlatı şeklinde okuyorsunuz.
Bu kimi zaman birbirine çağrışım yapan kelimeler aracılığıyla aktarılmış. Sanki görünmez bir iplikle birbirine bağlanmış gibi metnin içinde usulca yer değiştiriyor. Biri söylendiğinde diğeri içeriden ışığı yakarak kelimeyi başka bir formda öyküleştiriyor. Benim çok hoşuma gitti. Bu çağrışımdaki gizli akış, cümlelerin ritmini de belirlemiş. Ama diğer yandan anlam tek kelimeden değil, onların birbirine dokunuşunun yarattığı titreşimdeki kişi, mekan ve olay örgüsü ile tamamlanmış. Böylece metin, kelimelerin iç sesinden ince bir duygu anısına dönüşmüş.
Zihni cehalet ve eğitimsizlikle biçimlenmiş kimselerin yoğun olarak yer aldığı topluluklarda, her eylem para-çokomel eğrisine dayanır. Yani siz herhangi bir eylemde bulunuyorsanız bu mutlaka ya para getirmeli ya da sizi paraya götüren yola sokmalıdır. Bu kitleye göre kitap okumak güçsüzlerin ve naif kişilerin işidir. Bu insanların zihinleri yalnızca neden-sonuç ilişkisiyle çalışır. Ara form düşünceleri asla zihinlerinden geçmez. Asıl olan güç ve zenginliktir. Bunun nereden, nasıl elde edildiğinin onlar için gram önemi yoktur. Ayrıca kitap okumak kişiyi kalıpların dışına çıkarır. Bu kişiler içinse kendi toplumları içinde üretilmiş kurallar, gelenekler kutsanır. Kafa açıcı, başka topluluklar da ne diyor gibi düşünceler bu insanlar için zehirlidir ve şiddetle bastırılmalıdır. Bunun için kitap okumak önce alay edilmesi gereken bir eylemdir, alay etmek yetmiyorsa o kişi ya bulunduğu toplumdan dışlanır ya da çeşitli şekillerde şiddete maruz kalır. Bu topluluklarda geçer akçe yalnızca din ve milliyetçiliktir. Fakat para ve güç için icabında her ikisinden de sapılabilir. Zaten para ve güce bir şekilde ulaşıldıktan sonra kendini topluluk içinde temize çıkarmak kolaydır. Arada bir yoldan çıkılsa da mutlaka o yola tekrar girilir. Her iki kutsanmış kavram da amaç değil araçtır. Kitap okuyan kişinin değerlerden neden sapıldığına dair sorgulamaları her zaman rahatsızlık uyandırır ve doğru söyleyen de illa dokuz köyden kovulur.
Bu kitlenin içinden çıkıp zengin olan kişiler, her daim cahillikleriyle övünürler. Hatta bu böbürlenme öyle bir noktaya gider ki altında çalıştırdığı kişilerin eğitim düzeylerinin yüksekliği kendisi için alay konusudur. Kendisi, cahil cesareti ve parayı elde etmek için giriştiği tüm yollarla yüksek eğitimli kişileri adeta parasının kölesi yapmıştır ve bundan
Yazarla Yeni Hayat Sahaf ve Kitabevi’nde tanışma fırsatım olmuştu. Onu ilk Kara Gergedan kitabıyla tanımıştım, oradaki dili çok etkileyiciydi. Bu kitapta da aynı derinliği ama daha deneysel bir anlatım içinde buldum.
Modern Soslu Postmodern Makarna kısa ama yoğun öykülerden oluşuyor. Yıldırım, bazen ironik bazen sarsıcı bir dille modern insanın yalnızlığını, sistemin içinde sıkışmışlığını anlatıyor.
Benim en çok etkilendiğim öyküler Kardeşine Ağıt, Şıp ve Rahel oldu. Özellikle Rahel, Filistin’de öldürülen Rachel Corrie’nin hikâyesini anlatıyor ve gerçekten çok dokunaklı. İshak’ın Çığlığı ise korku edebiyatı havasında, insanın iç karanlığıyla yüzleştiriyor.
Yıldırım’ın dili hem düşündürücü hem de yer yer şiirsel. Modernle postmoderni harmanladığı bu kitap, kısa ama etkisi uzun süren bir okuma deneyimi sunuyor. Okuduktan sonra bazı cümleleri zihnimde yeniden dolaşırken buldum kendimi; o yüzden bu kitabı sadece okumak değil, hissetmek gerek diyebilirim.