Anılar...
kitabı okurken Ürgüp denk geldi.Olaylar ürgüpte cereyan ediyor.daha önce 5 sene orada yaşadım.ne ilginç.kitapda bahs edilen Kürşat da sonraları Ürgüpte belediye başkanı oldu,sonra vefat etti.fotoğrafta arkadaşım dedesinin adını taşıyan Baran Numanoğlu.o da malesef çok genç yaşta vefat etti Milletvekili Ali Baran Numanoğlu beni tutardı. Önce belediye başkanımızdı o bizim. Sonra üç dönem milletvekilimiz oldu. Demokrat Parti'den; ama değerli bir insandı. 'Yokluk, adam yokluğu, Mustafa Bey! Altmış üç ile vali bulamıyoruz!' derdi. Oğlu Kürşat'ı da kendi gibi yetiştirdi; o da iyi adam olacak. Eşekli Kütüphaneci
Alıntı
Burada kaderin verdiği rolleri mi oynuyorum, sizlerden mi kaçıyorum yoksa bu dünyayı terk etmek için gün mü sayıyorum bilmem ama anlaşılmaktan vazgeçeli üç sene oldu.
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
https://seymareyhangozen.com/blog?202606180624
Sabahın serinliğinde yapılabilecek en güzel şeylerden biridir okumak. Bakın pek sevgili Mina ne diyor. "Güneşli ılık bir kış günüydü. Bodrum'da çok hoşlandığım o kış günlerinden biri. Bahçede kurulan sofraya hep birlikte oturduk. Sevdiklerimle beraber yemek, tek başına yemekten kat kat daha güzel gelir bana." Mutluluğun tarifini yapan Mina haklı değil mi? Mutluluk sarıp sarmalayan ilişkilere sahip olmak biraz da. Ben, şeklen mutlu görünen, detayında sürekli laf sokan, kendi değersizlik duygusunu ötekine boca eden, her ortamda sorun yaratan insanlara maruz kaldım bir kaç sene. Bu insanlar ailedendi, iyiliğini istiyor gibi görünen , kötü hissettiren dilleri vardı. Hayatımın en kötü değil, en öğretici zamanları idi. O zaman anladım kendisi ile derdi olan insanla sağlıklı ilişki kurmak, iletişime devam etmek zorlayıcı ve yorucudur. Ancak bu yorucu insanlardan uzaklaşmak, bizi tamamen kabuğumuza çekmeye de itmemeli. Tek başına yemek yemenin, günde üç paket sigara içmek kadar zararlı olduğunu söyler Acar Baltaş. İnsan ilişkileri konu olduğunda, seçmek ve yönetebilmek gerekli. Çok sevdiğim bir sözle bitirmiş olayım. "Neye tahammül ettiğine dikkat et; insanlara sana nasıl davranabileceklerini öğretiyorsun." Sevmek benim için kıyamamakla çok ilişkili. Sevgilerimle... #MinaUrgan #Hayat #İlişkiler #İnsanlar
Yine bir bitiş dönemindeyim. Yüksek lisansın son demleri... Bir yandan hemen bitsin istiyorum, bir yandan yeni bir serüveni seçmeye zorlanıyorum. Tahminimden uzun ve zorlu bir üç sene oldu. Maddi, manevi, ailevi, bireysel birçok olay beni pes etmeye zorladı. Bu yüzden uzadıkça uzadı süreç. Beni motive eden şeyi kaybedince, devamlılığı sağlayan o istek körelince, süründürdüm sanki kendimi yine. Biliyorum her şeyin bir nedeni var. Bugün saygı duyduğum, değer verdiğim birinden şu sözleri duydu kulaklarım: "Zordan kaçıyorsun gibi görünüyor."... Halbuki tam tersini yaşadım senelerdir. Son bir iki aydır sürekli nerede hata yapmış olabileceğimi bulmaya çalıştım. Tekrar aynı hataları yapmayayım ve ders almış olayım diye. Ve şunu fark ettim: 8 yıldır hep zoru seçmişim. Bu yüzden eğer varsa ömrüm gelecek planlarımda zoru değil de kolay ve huzur vereni tercih etmeyi istedim. Böyle olunca hemen bu durumun fark edilmesi bana çok ilginç geliyor. Sanki hayatımda hep savaşmam isteniyor gibi geliyor. Bakıyorum, savaşmadan da benim zorlayarak elde edemediklerimi elde edenler oluyor. Benim hatam belki hep savaşmak ve zoru seçmektir, diye düşündüm ben de. Bilmiyorum benim için en doğru yolu nasıl bulabilirim, bilmiyorum. Yine de güzel yanları oldu yüksek lisans yapmanın. En keyifli ve eğlenceli dönemler ders aldığım dönemlerdi. Okumayı seviyorum ne de olsa :). Bir de birkaç araştırma makalesi yayınlama fırsatım oldu. Benim için önemli bir artı olduğu söyleniyor, umarım öyledir. Umarım emeklerimin karşılığını alırım, umarım herkes emeklerinin karşılığını alır. Bir gün öğrendiklerimi paylaşacak ve anlattıklarımı dinlettirecek kıvama gelir miyim, bilmiyorum. Bundan sonra beni ne bekliyor hiç bilmiyorum.
Barla
Üstadın Barla'daki ikametgâhı, iki odadan ibaret bir evdir. Esasen müstakil bir evi ve yeryüzünde taht-ı tasarruf ve temellükünde bir karış yeri dahi yoktur. Barla'da sekiz sene müddetle ikamet ettiği ev, üç yüz elli milyon ehl-i İslâmın merkezi hükmünde ilk dershane-i Nuriyesidir. Bu dershane-i Nuriyenin altında, daimî akan bir çeşme vardır. Ve önünde, dershane-i Nuriyeye bitişik çok kalın ve üç sütun halinde semaya yükselen gayet muhteşem bir çınar ağacı vardır. Çınar ağacının dalları arasında bir kulübecik yapılmıştır. Burası, Hazret-i Üstad'ın bahar ve yaz mevsimlerindeki istirahatı ve vazife-i tefekküriye ve ubudiyeti için en münasib bir menzildir. Üstad'ın sıddık hizmetkârları, talebeleri ve Barla ahalisi diyorlar ki: "Üstadı, geceleri, dershane-i Nuriyenin önündeki bir şecere-i mübareke olan çınar ağacının dalları arasında bulunan kulübecikte sabahlara kadar tesbihat ile, ezkâr ile terennüm eder görürdük. Hele bahar ve yaz mevsimlerinde bu muhteşem ağacın binlerce dalları arasında şevk u cezbe içinde uçuşan kuşlar arasında Üstad'ın böyle sabahlara kadar çalışmasını görürdük de; ne zaman uyur, ne zaman kalkar bilemezdik." ( Tarihçe-i Hayat 166.sh - Risale-i Nur) Bediüzzaman Said Nursî
Çocuklar Neden Yapay Zekâya Dert Anlatıyor?
🙍‍♂️Çocuklar yapay zekâ sohbet robotlarını arkadaş olarak görüyor, onlara duygusal yakınlık geliştiriyor, kendine zarar verme gibi tehlikeli davranışları normalleştiren sohbet veya terapi botlarıyla saatler geçiriyorlar. Çocukların çatışma çözme, psikolojik dayanıklılık, empati gibi becerileri kazandığı gelişimsel dönemlerinde, yapay zekâ dünyası giderek gerçek insan etkileşiminin yerini alıyor. Bazı köşe yazılarını bir kez okur geçerim. Gazeteleri kâğıttan okuduğumuz, dijital dönüşüm öncesinde klasik habercilik reflekslerinin son güçlü dönemi olan o güzel yıllarda, Radikal ve Referans’taki bazı köşe yazılarını ise kesip dosyaladığım olmuştur. Dönüp dönüp yeniden okuyayım diye… Geçen gün Financial Times’tan Simon Kuper’in Gazete Oksijen’de Türkçe çevirisiyle yayımlanan bir köşe yazısı (“Ebeveynlik bu muymuş?”), bende tam da o nostaljik hissi yeniden doğurdu: “Bugünkü ebeveynler telefonlara hazırlıklı. Bizim kobay jenerasyonla yaptığımız hatalardan ders aldılar. Dünya genelinde sosyal medyayı çocuklara yasaklamaya ve okullara telefon sokmamaya yönelik önlemler var. Bugünkü ebeveynleri gafil avlayan ise yapay zekâ,” diyor Kuper bu yazıda. Altını kalın kalın çizip duvara asmayı hak eden bir tespit, değil mi? Evet, yetişkinler olarak gafil avlandık. Herkes birbirine bu konuda akıl veriyor; kendi deneyimini paylaşıyor. Kimisi “modern ebeveynlik” kisvesi altında, kimisi umursamaz, kimisi aşırı korumacı, kimisi sonsuz endişeli... Çocuklar ve yapay zekâ kullanımı tartışması, çok katmanlı ve tek bir doğru cevabı olmayan bir alan. Tabletler, akıllı telefonlar ve yapay zekâ sohbet botları artık çocukların gündelik yaşantısının bir parçası. İçlerinden YouTuber’lar çıkıyor, kod yazabiliyorlar, çünkü dijital dönüşümün içine doğdular. __Bir yandan
Makale|Yazı