"Bak evladım! Haram yemek kalbi öldürür. Lokma vardır, kalbini nûrlandırır; lokma vardır, onu karanlığa boğar. Yine lokma vardır, seni dünya ile meşgul eder; lokma vardır, ukba ile meşgul eder. Lokma vardır, seni her iki dünyanın da zahidi yapar, gönlünü dünya ve ahiretin Halık'ına yöneltir. Haram yemek, seni dünya ile meşgul eder ve masıyetleri sana sevimli gösterir. Mübah yemek, seni âhiretle meşgul eder ve tâatleri sana sevdirir. Helâl yemek ise kalbini Mevlâ'ya yaklaştırır. Yiyeceklerin keyfiyeti ve tesiri ancak mârifetullah ile bilinebilir. Marifetullâh ise kalpte olur, kitap ve defterde değil. Marifeti ilâhiyye, Halık'tan kalbe ihsân edilir; mahlûktan değil. Bu ise tevhîd-i ilâhîyi tasdîk ve ilâhî ahkâmla amel ettikten sonra tahakkuk eder."
Dünyâ, bu üzerinde yaşadığımız ‘arz’ demek değildir. Dünyâ, seni Allah’tan gâfil kılan her şeydir. Gaflet uykusundan uyanmayanlar, aldanış içindedirler. İnsan bu gaflet uykusundan nasıl uyanır? Tevhîdle uyanır. O zaman dünyâ nedir, ukba nedir, bütün bunlara ârif olursun.
Açıklandığı üzere, dünyadaki muhasebe toplumsal, âhiretteki muhasebe ise bireyseldir. Zira âhirete ilişkin sorumluluk da bireyseldir. Bu birçok âyet-i kerîmede gösterilmiştir. Nitekim Allah buyuruyor: "O dediği şeye biz varis olacağız ve bize tek başına gelecek." (Meryem, 80) ve ayrıca "Hiçbir günahkâr başkasının yükünü yüklenmez; insana kendi yapıp ettiklerinden (sa'y) başkası yoktur. Ve ne yapıp ettiği de yakında görülecektir." (Necm, 38-40)
Ey (bazı) insanların varlığını inkâr ettiği Allah!
Ey bütün evrenin varlığını kabul ve itiraf ettiği Allah!
Mademki bu sözüm davamın sonudur;
Merhamet ederek yardım kulağıyla beni dinle.
Eğer yanlışlık sahasına bir adım attıysam da,
Amacım ancak Sana giden doğru yolu bulmaktı.
Gönlüm Senin yolundan ne kadar sapsa da,
Yine de Senin aşkının mayası ve heyecanıyla doludur.
Artık bana ahiret âleminin yolu açıldı;
Orayı hiç korkmadan ve telaş etmeden seyretmekteyim.
Çünkü ben Senin gibi bir Mevlâ’nın,
Bir kuluna hayat bağışlayıp;
Ömrü boyunca ona bunca iyilik ve yardımda bulunup da,
Öldüğünde onu sonsuz bir azaba mahkûm edeceğini hayal bile edemem.
Edhem Pertev Paşanın Voltaire'den tercüme ettiği Münacat
Ey nice kesan zatım inkâr eden Allah
Ey cümle cihan varlığın ikrar eden Allah
İşte bu sözümden yana çün âhır-i dâva
Et merhameten gûş-i inâyet ile isga
Ger attım ise sâha-i sehv üzre bir âdım
Ancak sana doğru yolu bulmaktı muradım
Gönlüm ne kadar sapsa da kasd-i talebinle
Lâkin doludur mâye-i şevk û şegabinle
Hâlâ bana açıldı reh-î âlem-i ukba
Bîhavf ü telâş etmedeyim ânı temaşa
Zîrâ ki tasavvur edemem sen gibi Mevlâ
Bir bendesine feyz-i vücud eyleye îta
ömründe anâ bunca inâyet edip îsar
Öldükte azâb-ı ebede ede giriftar