Sosyal desteğin o depresif hal içerisinde bile adım atabilmede ne kadar etkili olduğunu gösteriyor. Ne kadar zor olsa da bu zorluğa rağmen kendi sınırlarını aşabildiğinde, hiç durduğu yerden ayrılmamışken harekete geçebildiğinde çiçekleniyor, Türkan. Hem de daha önce hiç açmamışcasına.
Spoiler!
Eşi vefat eden Türkan yası ile ne yapacağını bilemez halde iken eşinin kız kardeşi Ayşe’nin desteği ile eşinin karavanı vasıtasıyla yola çıkar. Orada Ulaş ile tanışır. Ulaş ile tanışması yeni hayatının başlangıcıdır aslında. Ali ve küçük Mavi ile tanışmasına vesile olur. Geçmişte değil geleceğinde yaşamaya başlar artık.
Orhan, Türkan'ın gençlikteki ilk aşkıdır. Bir süre birbirleri ile ilgilenmişlerdir ancak Orhan Rüya isimli bir kadın ile evlenir. Rüya, tahsilini yapmak için yurtdışına gider. Orhan'ın Rüyayı bekleyişleri gitgide uzamaktadır, yavaştan Rüyanın geri gelmeyeceğini anlar ve umudu keser. Sonrasında, bir zamanlar ilgilendiği, sonra vazgeçip acı çektirdiği, en sonunda dönüp dolaştığı Türkan'a gider ve evlenme niyetini açıklar. Birbirlerinden ayrı odalarda, yataklarda, hayatlarda birer ev arkadaşı olmaktan öteye gidemeyen bu çift beraber uzun yıllarını geçirmişlerdir. Ancak, bu hikaye Orhanın vefatı ile biter ve başlar. Orhandan kalma sarı nostaljik karavan ile Türkan bir seyahate çıkar. Hayatını bir odadan çıkarıp, dünyaya, insanlara taşımaya başlar. Ulaş ile tanışır, sohbetler eder, ilk kez görüldüğünü hisseder. Sonrasında kendisini hiç bilmediği tahmin etmediği bir hikayede, yeni insanlarla kendine bir hayat kurmuş şekilde bulur. İlk kez kendi evini dayayıp döşer, eşyalarını seçer ve artık kendi olma girişiminde başarıya ulaşmıştır. Çiçek açmaya başlamıştır.
Kısa ve öz bir kitaptı. Alışıldık geldi. Ama okumaktan da pişman değilim.
7/10
Çiçeklenmeler Storytel’den dinledim; seslendirmesi başarılıydı. Ancak hikayenin genel akışı bana biraz fazla hızlandırılmış geldi. Karakterlerin ruh hallerinin bu denli çabuk değişmesi, belki de kitabın bir uzun hikaye (novella) tarzında olmasından kaynaklanıyordur.
Tüm o aceleye rağmen kitap bende buruk ama umut dolu bir his bıraktı. Hayatın herkes için aynı yaşta, aynı rutinle ilerlemediğini; bazı insanların aradığı şeylere geç de olsa kavuşabileceğini anlattı. En önemlisi de ne olursa olsun yola çıkmanın ve aramaya devam etmenin değerini bir kez daha hatırlattı.
"Kaygıya mahal bırakmadan çık yola. İyi şeyler birdenbire olur."
-Spoiler İçerebilir-
Türkan, yalnızlıkla başlayan hayatından şikayet etmeyen, tam aksine elindekiyle yetinmeyi bilen, kanaatkar bir kadın. Eşi Orhan’ın vefatından sonra ondan kalan karavanla tek başına bir yolculuğa çıkıyor. Yolda Ulaş adında biriyle tanışıyor; aralarındaki bağ arkadaşlık mıydı yoksa başka bir şey mi, orayı tam çözemedim. Derken hikayeye Ulaş'ın arkadaşı Ali giriyor. Sonrasında gelişen İstanbul macerası, Türkan’a daha önce hiç tatmadığı bir aile sıcaklığı ve yepyeni bir hayat sunuyor.
Eleştireceğim nokta Çiçeklenmeler kitabında olaylar bir anda olup bitti. Bir insan bu kadar kısa sürede nasıl bu kadar kolay aşık olup vazgeçebilir? Sanki yazar, karakterin sadece bir insanla tanışmış olması hayatındaki tüm taşları yerine oturtmaya yetermiş gibi olayları aktardı...
İçinde benim de bulunduğum kendi yayınevimden çıkan kolektif bir Antoloji çalışması... Muazzam duygularla yazılmış muazzam hikayelerle dolu. Kesinlikle şans vermelisiniz.
Uzun zaman sonra 1 günde bitirdiğim kitap oldu. Keşke uzun zaman önce okusaydım by kitapı. Ateş serisinden sonra bana aynı hissettiren bir kitap olmamıştı, ama bu kitap bir nebzede olsun Ateş serisi gibi hissettirdi. Karakterler hakkında konuşmak istiyorum. Mislinayı çok sevdim, Mislinanın birini böyle içten sevmesi çok güzeldi. Başta Akif Selime gıcık olsam da onu çok sevdim, Eh bir Ulaş Tütüncü olmaz ama(kimse Ulaş sevgimi sorgulamasın) genel olarak asla sıkılmadım kitapta. Umarım diğer 2 kitapta böyle güzeldir.
Yani ve belki... Okuyanlar anladı:)
#okudumbitti
- İmkansızın ŞarkısıHaruki Murakami
1960'ların sonunda Tokyo da geçen kayıp,keder ve cinselliğin iç içe geçtiği hem dokunaklı hem de hem de insanın yaş alırken yaşadığı deneyimlerin sarsıcı bir portresi.
Ana karakter Toru Watanabe'nin yıllar sonra bir uçak yolculuğunda duyduğu Beatles'in Norwegian Wood(İmkansızın şarkısı) adlı parçasıyla başlayan geri dönüş, lisedeki en yakın arkadaşı Kizuki'yi bir intihar sonucu kaybetmesiyle hayatında büyük bir boşluk yaratır. Bu trajedi bir yandan Watanabe ve Kizuki'nin kız arkadaşı Naoko'nun hayatında derin bir yaranın açılmasına sebep olurken bir yandan da yakınlaşmasına neden olur.
Tokyo da üniversiteye başladıkları zaman da yaşanan bu sarsıcı olaydan sonra birbirlerine tutunmaya çalışırlar. Naoko'nun yaşadığı travma üstüne bir kabus gibi çöker ve onun içinden çıkamayacağı bir depresyon ve çıkmaza sokar. Üniversite de tanıdığı hayat dolu,neşeli bir başka kız olan Midori ile tanışmaları Watanabeyi bir aşk üçgenine doğru götürüyor. Hani ergenlikten gençliğe geçiş sürecinde insanın yaşadığı duygusal durumlar ve biyolojik gelişme, birçok ruhsal duruma etki eder ve tamda o geçiş döneminde acı bir kayıp olursa insanın içinden çıkamayacağı bir depresyon ve çıkmaza olur ya tam da onu anlatan hem duygusal hem sarsıcı bir hikaye.
Haruki Murakami bu durumu şu sözlerle ifade eder: "Bizler yaşarken aynı zamanda ölümü de besleriz. Fakat bu, öğrenebileceğimiz gerçeklerin sadece bir kısmıdır. Naoko'nun ölümü bana şunu öğretti: Hangi gerçeğe ulaşırsan ulaş, hiçbir şey kaybedilen bir sevgilinin açtığı acıyı hafifletemez. Hangi doğruluk, hangi dürüstlük, hangi güç, hangi şefkat olursa olsun, o acıyı dindiremez. Bizim tek yapabileceğimiz şey, o acıyı sonuna kadar çekip ondan bir şeyler öğrenmeye çalışmaktır. Fakat öğreneceğimiz bu şey de, gelecekte