"Mutluluk bir seyahat şekli olması gerekirken, bir türlü ulaşılamayan hayali istasyonlar haline geliyor. Yüzlerimiz, hüznün yüzlerce elbisesinden hangisini seçeceğine bir türlü karar veremiyor."
Artık "Tanrı uğruna" dünya için hiçbir şey yapmayacağım, "insan için" hiçbir şey yapmayacağım; her ne yapacaksam sadece "Kendim için" yapacağım. Dünya ancak bu şekilde Beni tatmin edebilir. Oysa dini bütün kişiye göre - ki Ben ahlaki ve insancıl anlayışı da bu kapsamda görüyorum - her şey dini bir dilektir (pium desiderium), yani ulaşılamayan bir öte dünyadır. Budur işte genel insan bahtiyarlığı, genel sevginin ahlaki dünyası, ebedi barış, egoizmin son bulması vb. "Bu dünyada hiçbir şey kusursuz değildir." İyiler işte bu sıkıcı sözle dünyadan kaçar ve hücrelerine kapanıp Tanrı'ya sığınırlar ya da şu pek gururlu "öz-bilince". Ama Biz bu "kusurlu" dünyada kalacağız, çünkü bu haliyle de öz-hazzımız için kullanabiliriz onu.
Benim dünyayla ilişkim onun tadını çıkarmak ve onu böylelikle kendi öz-hazzım için kullanmaktır. İlişki, dünya-hazzıdır ve benim - öz-hazzıma aittir.
" Mutluluk bir seyahat şekli olması gerekirken, bir türlü ulaşılamayan hayalî istasyonlar haline geliyor. Aynı hava sıcaklığında bir gün üşürken, bir başka gün terleyebiliyoruz. Su bazen sıfır derecede donmuyor, bazen kaynamıyor yüz derecede."
Üzüntülerimiz, günlük hayatımızdaki ödevleri bile normal şekilde yapmamızı engelliyor. Kederin ağına takılan balıklar, çırpına çırpına ölüyorlar. Mutluluk bir seyahat şekli olması gerekirken bir türlü ulaşılamayan hayali istasyonlar haline geliyor.