[8.BÖLÜM]: Albay Aureliano Buendia Marquez romanlarında sürekli karşımıza çıkan o rütbe: Albay. Yüzyıllık Yalnızlık ’ta da ana karakterlerden birisi yine bir Albaydır: Albay Aureliano Buendia. Marquez’in romanlarında çok sık kullandığı bir askeri mertebedir Albaylık rütbesi. Hatta Yüzyıllık Yalnızlık’ın prologunu oluşturan eserinin direkt adı bu rütbe ile başlar: #k:11883. Bu eserini okurken aklıma şu sorular düşüvermişti birden: Neden Yüzbaşı’ya Binbaşı’ya ya da General’e Mektup Yok dememiş de Albaya Mektup Yok demiştir Marquez? Marquez’in Albaylarla bir derdi mi var? Yoksa bekleyip de ulaşılamayan, yarım kalan, tam oldurulamamış bir şeyler var da bundan bizim mi haberimiz yok? . . . Marquez’in meşhur Albay takıntısı, büyükbabası Albay Nicolás Ricardo Márquez Mejía’dan gelmektedir. Kendisi Kolombiya’da önemli bir figürdür. Bağımsızlık savaşlarında yer almış, güçlü bir karaktere sahip ve ayrıca mizacı da hikâye anlatıcılığına yatkın bir adamdır. Kaderin cilvesidir ki romana ilham veren büyükbabası, emekli aylığını bir türlü alamaması sebebiyle Geleceğin Nobel Ödüllü Torunu Küçük Gabriel Garcia Marquez’e bir horoz şekeri alabilecek kadar bile harçlık verememiştir; el öpülse de cepte para yoktur. Ancak zamanında anlattıkları hikâyeleri, ona paradan çok daha değerli olan Nobel Ödüllü bir torun olarak geri dönmüştür. Her ne kadar bu sahneye gözleriyle şahit olmaya ömrü yetmese de ruhu uzaktan izleyerek şahit olmuştur; bir büyükbaba daha başka nasıl bir mutluluk isteyebilir ki . . . Çocukluğunda büyükbabasının anlattığı hikâyelerden ve onun karizmatik kişiliğinden oldukça etkilen Márquez, Albay figürünü eserlerinde hem bir otorite hem de adalet arayışı sembolü olarak kullanmıştır. Márquez, nasıl ki Yüzyıllık Yalnızlık romanını çoğunlukla babaannesinden duyduğu hikâyeleri yine onun hikâye
Edebiyat
Sevgi
Sevmenin, kalbin gerçekten sadece Allah’a mahsus olduğunu farklı şekillerde anlıyorsun. Ben ise bunu şöyle anlayarak daha da kuvvetlendim: Bir insan mutlu olmak için her şeyi yapabilir. Ama depresyona giren biri için mutluluk, parmaklıkların arkasında ulaşılamayan bir şey gibidir. Bana “Mutluluk nereden geliyor?” diye sorarsanız, cevabım net: Mutluluk sevgiden gelir. Şöyle düşünelim: Bir insan bir şeyi sevdiğinde, özellikle de onu tamamlayan bir şeyse, onu sürekli düşünür. Düşündükçe sever, sevdikçe mutlu olur. Bunu bir insan üzerinden de düşünebiliriz. Diyelim ki bir sevgilin var. Onu gün içinde düşünürsün, aklına geldiğinde istemsizce gülümsersin. Onun seni sevmesi hoşuna gider. İletişiminiz kuvvetliyse, onunla olmak istersin. İyi anlaşıyorsanız, bu adeta cennetten bir köşk gibidir. İşte bu yüzden mutluluk ve sevgi birbirine bağlıdır. Ama Allah ile kul arasındaki ilişkiyi tam kavrayamadığımız için, sevgisiz kaldığımızda gerçek mutluluğu da bulamıyoruz. Aslında Allah ile kul arasındaki samimiyet ve teslimiyet, sevgiden doğar. Sevgi o kadar güçlü bir bağdır ki; Allah ile kul arasında gerçek bir sevgi varsa, onu ne şeytan ayırabilir ne de nefis. Sevgi önce akıldan geçer, sonra kalbe dokunur. Bazen hayranlıkla başlar, sonra derinleşir. Ne kadar bataklıkta olursan ol, ne kadar aldanmış olursan ol, nefsine ne kadar yenilmiş olursan ol… Eğer Allah’ı gerçekten seversen, O seni o bataklıktan çekip çıkarır. Sevgi, bisiklet sürmek gibidir. Pedal çevirdikçe ilerlersin. Durduğun anda düşersin. Yani sevgi sabit kalan bir şey değildir; sürekli beslenmesi gerekir. Tevekkül boşuna yoktur. Takva boşuna yoktur. İbadet boşuna yoktur. Bunların hepsi, senin sevgini, merakını ve bağlılığını diri tutar.
Kendi Kalemimden
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sahi öyle oluyor galiba.
‘Mutluluk bir seyahat şekli olması gerekirken, bir türlü ulaşılamayan hayali istasyonlar haline geliyor.’
Mutluluk bir sonuçtur. Yani mutluluk hedeflendiğinde ulaşılamayan bir sonuçtur. Albert Einstein
1000Kitap
Arayışın içinde
mutluluk bir seyahat şekli olması gerekirken bir türlü ulaşılamayan hayali istasyonlar hâline geliyor. Yüzlerimiz, hüznün yüzlerce elbisesinden hangisini seçeceğine karar veremiyor. Aynı hava sıcaklığında bir gün üşürken bir başka gün terleyebiliyoruz. Bir gün kahkahalarla güldüğümüz bir espriye, bir başka gün tebessüm etmekte zorlanıyoruz.
Hayata Dair
Mutluluk, bir türlü ulaşılamayan hayali istasyon..