7/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
Roman 1861 yılında Fransa’da başlar. Hervé Joncour 32 yaşındadır. Karısı ile birlikte ipek böcekçiliği yapılan bir kasabada yaşar. Geçimini ipekböceği yumurtası alıp satarak sürdürür. İpek böceklerini salgın bir hastalık vurduğundan, sağlıklı yumurtalar alabilmek için Japonya’ya gitmesi gerekir. Hervé Joncour Japonya’ya ilk seyahatine 1861 yılının Ekim ayında başlar. Avrupa, Rusya ve Çin’i katederek üç ayda Japonya’ya ulaşır. İpekböceği yumurtalarını, çok zengin ve nüfuzlu bir adamdan satın alır ve bu adamın gözdesi olan kadına tutulur. Eve döndükten sonra da onu aklından çıkaramaz. Önümüzdeki yıllarda Japonya’ya yeniden seyahatler yapacak, kadınla tekrar karşılaşacaktır. Arka kapağı okuduğumda, romanın pek hoşuma gitmeyeceğini düşündüm. Banal bir aldatma öyküsü okuyacağımı sandım. Kapaktaki “çocuk-kadın” ifadesi, adamın rahatsız edici bir şekilde çocuk yaştaki birine aşık olduğunu düşündürdü. Sorunlu bir egzotisizmin de işaretleri vardı. Ancak korktuğum başıma gelmedi. Gerçek bir aldatma öyküsü yerine, ulaşılamayan bir kadına duyulan müphem bir özlem buldum. Hatta adamın aşık olduğu büyük ihtimalle kadın değil, uzak bir mutluluk ihtimaliydi. Kadın çocuk yaşta değildi, sadece çocuk yüzlüydü (ya da ben öyle okumayı tercih ettim). Romandaki egzotisizm ise bir kültür karikatürüne dönüşmemişti. Böylece kendimi hikayenin güzelliğine kaptırdım. Arka planda ipek böcekçiliği gibi niş ve estetik bir uğraş olması, altı ay süren zorlu yolculukların maceralı gizemi, evde bekleyen bir eş ve bekleyen tüm bir kasaba – çünkü geçimleri buna bağlı. Ve adamın, dilini bile bilmediği, sesini bile duymadığı bir kadına aşık olması... Yazarın üslubu da güzeldi. Dili sade, şiirimsi ve akıcıydı. Doğrusu anlatımı biraz mesafeli buldum. Karakterlerin iç dünyasına giremiyor, olan biteni daha
İpekAlessandro Baricco · Can Yayınları · 2017352 okunma
Ulaşılamayan mutluluk
9/10
·396 syf.··
2026 3. kitabı
Gerçekten neydi mutluluk?Aşk mıydı,şöhret miydi,lüks hayat mıydı?Varılabilen bir bitiş noktası mıydı?Emma’yı suçlamak olmaz.Hepimizin içinde aynı hisler.Ben ne olursa olsun sürekli imrendiğim kendi yaşamımın iyi taraflarını görmediğim bir dönemden geçtim ve belki de yine geçeceğim zamanlar olacak.Biliyorum ki bu konuda yalnız da değilim.İnsanın mutluluğu kalıba sığdırıp hep o olduğunda tamamlanacağına kendini inandırması… Emma okuduğu kurgusal aşk kitaplarına kendini kaptırdı,onlar olmak istedi hepsi olmak istedi,ben de bunu şu an insanların ekrandan beş saniye gördüğü hayatlara bakmasıyla bağdaştırmaktan geri kalamadım.İnsanların bu gerçeklik-hayali çatışmayla başa çıkabilmesi zor zanaat.Umarım bir nebze de olsa sizi yaşama tutundurabilecek keyif aldığınız yolculuklar olur. İhtiraslı duyguların insanı ‘Bovarizm’e sürüklememesi temennisiyle.
Madame BovaryGustave Flaubert · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201940,9bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·221 syf.··
2026 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2026 15:24
Bu deneme kitabını okurken, sanki yazarın kalbindeki duygularla kendi duygularım iç içe geçti. Okumadan önce bir yerde Mustafa Uçurum için “düz yazılarına şiiri taşıyan bir şâir” nitelemesi ile karşılaşmıştım... Gerçekten de kitabın her sayfasında bu sözün doğruluğunu hissettim. Denemelerin dili şiirsel çağrışımlarla yüklü, her cümlenin altına gizlenmiş duyguyu yavaşça keşfettim... Yüzümün Haritası, hem hüzünlü, hem de ümit dolu bir yolculuk... Kitap birkaç bölümden oluşuyor ve beni en çok içine çeken bölüm “Müziğe Tutunurken” oldu. Bu bölüm genel olarak kalbimin ritmini değiştiren, duygularımı notalarla buluşturan bir deneyim yaşattı bana. Her bir satırda, müziğin insan ruhuna nasıl tutunduğunu, anılarla ve özlemlerle nasıl harmanlandığını hissettim. Tüm kitap boyunca elimde kalemle dolaştım satır aralarında; birçok cümlenin altını çizdim. Yüzümün Haritası’ndan beni en çok etkileyen denemeler ve onlarla ilgili hislerim ise şöyleydi: "Ben Deniz Olsam da Sen Ankara’sın" Daha başlığı okur okumaz içimde bir ezgi duyuldu sanki; bu sözler bir şarkının nakaratından alınmış gibiydi ve gerçekten de denemenin kendisi de en az başlığı kadar dokunaklıydı. Yazar, deniz ile Ankara’yı karşılaştırarak ulaşılamayan sevgileri ve mesafelerin getirdiği hüznü öyle içten anlatmış ki, okurken gözlerim doldu. Bu deneme, uzaklıkların ve farklı dünyaların hikâyesini anlatıyor bu da benim yüreğime dokundu. Deniz metaforu ile Ankara arasında kurulan bağ, kavuşması imkânsız iki sevda gibi tasvir edilmiş. Okurken, denizin dalgalarında savrulan duygularla karaların ortasındaki bir şehrin sessizliği arasında gidip geldim. Gurbette yaşayan bir Ankaralı olarak özlem duygusunu iliklerime kadar hissettirdi... "Ne Kadar Modern O Kadar İlkel" Bu denemede yazar, modern hayatın içinde aslında ne kadar
Edebiyat
Yüzümün HaritasıMustafa Uçurum · Şule Yayınları · 20237 okunma
9/10
·80 syf.··
2025 14. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2025 00:16
ALBAY’A MEKTUP YOK, Kitap İncelemesi Kolektif Kader nedir? Tek bir birey, tüm bir kıtanın insanlarının kolektif kaderini nasıl temsil edebilir? Kolektif Kader, bir grup insanın, toplumun, milletin ve aynı kıtanın insanlarının - sevinçleri, trajedileri, iyisiyle kötüsüyle birlikte yaşanan tüm deneyimleri ve kaçınılmaz neticeleri hep beraber göğüsleyen kalabalıkların - ortak kaderi, tek bir roman karakteri üzerinden nasıl anlatılır sorusunun cevabıdır: #k:11883. Onun en ümitsiz koşullarda bile hiçbir zaman kaybetmediği, hep diri tuttuğu ümidi ve hayata karşı dik duruşuyla Albaya Mektup Yok sa da Albay’a Alkış Var dedirtmiştir. Böylesi bir Albay’ın karşısında hazır ol! vaziyetinden çıkıp rahat! vaziyetine geçiyor ve incelememe başlıyorum: * * * Marquez romanlarında sürekli karşımıza çıkan o rütbe: Albay. Yüzyıllık Yalnızlık’ta da ana karakterlerden birisi yine bir Albaydı: Albay Aureliano Buendia. Neden Yüzbaşı’ya Binbaşı’ya ya da General’e Mektup Yok dememiş de Albaya Mektup Yok demiştir, Marquez. Gabriel Garcia Marquez’in Albaylarla bir derdi mi var? Yoksa bekleyip de ulaşılamayan, yarım kalan, tam oldurulamamış bir şeyler var da bundan bizim mi haberimiz yok . . . Marquez’in Albay Takıntısı, büyükbabası Albay Nicolás Ricardo Márquez Mejía’dan gelmektedir. Kendisi Kolombiya’da önemli bir figürdü. Bağımsızlık savaşlarında yer almış, güçlü bir karaktere sahip ve ayrıca hikâye anlatıcılığına da yatkın bir adamdır. Kaderin cilvesidir ki romana ilham veren büyükbabası, emekli aylığını bir türlü alamaması sebebiyle Geleceğin Nobel Ödüllü Torunu Küçük Gabriel Garcia Marquez’e bir horoz şekeri alabilecek kadar bile harçlık verememiştir; el öpülse de cepte para yoktur. Ancak zamanında anlattığı hikâyeleri, ona paradan çok daha değerli olan Nobel Ödüllü bir torun
Edebiyat
Albaya Mektup YokGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202010,3bin okunma
9/10
·168 syf.·
2025 33. kitabı
Goethe’nin Genç Werther’in Acıları eseri uzun yıllardır “trajik bir aşk hikâyesi” olarak etiketlense de, okuma sürecim bana bu tanımın fazlasıyla yüzeysel kaldığını gösterdi. Bu kitap, bir aşk hikâyesinden çok daha fazlası: kendini bulamayan bir insanın, arayışla boşluk arasında savrulmasının; duyarlılık ve yıkımın iç içe geçtiği bir ruhun hikâyesi. Werther’in Lotte’ye olan aşkı, başlı başına bir sapma: ulaşılamaz olanı tanrılaştırma, kendi varlığına bir anlam dayanağı yaratma çabası. Lotte’ye duyduğu tutku, onunla kurduğu derin bir ilişkiye değil, onun varlığına bağlanıyor. Çünkü Werther, aslında Lotte’yi sevmiyor — Lotte’nin temsil ettiği o saf, erişilmez, korunmuş olanı seviyor. Bu yüzden Lotte ile karşılaştığında büyük duygusal patlamalar değil, daha çok bir içe kapanma, kendi içinde bir yankılanma okuyoruz. İlginçtir ki kitabın en sarsıcı bölümleri, Werther’in çocuklara olan hayranlığıyla başlıyor. Bu, Nietzsche’nin Üç Dönüşüm alegorisine doğrudan bir gönderme gibi okunabilir: deve (yüklenen), aslan (yıkan), çocuk (yaratan). Werther yüklerini taşımaktan usanmış, başkaldırıyor ama çocukluğa, yaratıcı saf akla bir türlü geçemiyor. Hep yarım kalıyor. Lotte’nin kardeşleriyle vakit geçirdiği anlarda yaşamın anlamını kısa süreliğine kavrıyor gibi oluyor; ancak bu aydınlanmalar onun içsel dönüşümünü tamamlamaya yetmiyor. Goethe burada büyük bir içgörü sunuyor: Anlam yıkıldığında, yeni bir anlam inşa edemezsek, boşluk bizi yutar. Werther bu boşluğa düşüyor. Hayatı boyunca topluma, değerlere, statüye, geleneklere öfke duyuyor ama aynı zamanda onlara ait olmak istiyor. Kimi zaman bir prens olma arzusu dile geliyor, kimi zaman burjuva düzenine lanet yağdırıyor. Çelişkileriyle barışmak yerine, onları büyütüyor. Bu metin boyunca bana en çok çarpan şey ise Werther’in öz
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Can Yayınları · 2018150,2bin okunma
Madam Bovary Sendromu: Dün ve Bugünün Hayalperestleri
Puan vermedi·309 syf.··
2025 9. kitabı
·
86 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2025 13:33
Madam Bovary, okuru sürekli bir sorgulamaya iten bir roman. Emma'nın seçimleri, onun kaçışları ve hayallerine tutunma çabası; bazen cesur, bazen yanlış ve bazen kaçınılmaz sonun habercisi oldu. Ama her şeyden önemlisi, onun hikâyesi yalnızca bir karakterin kaderi olmaktan çok daha fazlası. Hepimizin zaman zaman düştüğü hayal ve gerçeklik çatışmasının bir yansımasını okuttu bize. Bu roman yalnızca bir kadının trajik aşk, heves ve kayıp hikâyesi değil, aynı zamanda toplumun birey üzerindeki etkisini gösteren bir yapıt. Tıpkı geçmişte ve günümüzdeki gibi aşk Emma içinde bir kaçış; mutluluk, sonsuz bir arayış ve tatmin hiç bir zaman tam olarak ulaşılamayan bir hedef. Bugünün sosyal medyasında ki harika hayatlar tablosu nasıl insanları bir bunalıma, eksikliğe yöneltiyorsa o zamanda Emma, küçük bir kasabanın sıradan hayatında sıkışıp kalmışken, okuduğu romanlardan ilham alarak ihtişamlı bir yaşam özlemiyle yanıp tutuşuyor. Emma'nın bu tutkuları, kendi gerçekliğini reddetmesine ve yavaş yavaş çökmesine neden oluyor.
1000Kitap
Madame BovaryGustave Flaubert · Anonim Yayınları · 200940,9bin okunma