"Müjgan ve Fikret vardı sonra. Bizim dostlarımız. Ne masalar kurar, ne sohbetler ederdik. Çok severdin sen Fikret Bey'i. Ben seni ikna edemezdim bazen. Dik başlıydın ama Fikret Bey söyleyince dayanamaz yapardın. Biz de seninle iki iyi dosttuk. Niye gittin Mazhar Bey? Niye tek bıraktın beni?"
"Gecenin karanlığında ilerlediğimiz uçsuz bucaksız yolların yorgunluğunu, baba ocağından, anne dizinden ayrılmanın sancısını Mazhar'ın her fırsatta gösterdiği güler yüzü avutuyordu."
"Yine bir gülnihal aldı bu gönlümü... Çay bahçesinin Arnavut taşlı zemininde değil de bulutların üstünde etmiştik ilk dansımızı. Düğün son bulup Eskişehir'e gitmek için yola çıktığımızda görmüştüm gurbetin soğuk yüzünü. Babam sigaraları arka arkaya yakıp iç çekiyordu. Ablam yanaklarımdan öpüyor, annem bir yandan ağlayıp bir yandan dualar ediyordu. Değil odamın duvarlarını, annemin yemeklerini, babamın kokusunu, yürüdüğüm yolları, sevimsiz eniştemi bile özleyecektim."
"On beş günde bir gelirdi özlemimin buruk sancısını bastıran mektuplar. Özendiğini bilirdim ama gene de pek güzel değildi nişanlımın el yazısı. Gönlünün güzelliğini lacivert mürekkepli bir kalemle harflerce resmetmesi dünyalara değerdi ama... Her kelimesine yedi zeytin ağacı, altı çilekli pasta, beş Sezen Aksu şarkısı, dört cumartesi kahvaltısı, üç Türkan Şoray filmi, iki çocuk kahkahası ve bir beyaz gelinlik sığardı."
"Mazhar gittiğinden beri iki kilo vermiştim. Bir yandan üniversite sınavlarına hazırlanıyor bir yandan da Mazhar'lı hayaller kuruyordum. Tüm ders kitaplarında o vardı sanki.
Viyana'yı Mazhar kuşatıyor, Amerika'yı Mazhar keşfediyor, ivmenin birimi Mazhar bölü Mazhar kare, şiirler hep Mazharlı kafiye... Üçgenin iç açıları toplamı Mazhar derece, dağlar hep Mazhar'a paralel, iklimler hep Mazharal iklim... Düşünün x'e değer verdiğimde bile sonuç hep Mazhar çıkıyordu."