"Bir kadını artık sevmeyebilirsin ama çocukluğunun geçtiği kentin senin için başka bir anlamı olmalı. Orası kişiliğimizle, kimliğimizle ilgili şifreler taşıyan bir yer. Yaşadığın, yaşayacağın bir sürü olayın ipuçları oradaki sokaklarda, binaların içinde saklı. İster farkında ol, ister olma, böyle bu. Ve bizi büyüten kent, artık bizi duygulandıramıyorsa, çoktan boku yemişiz demektir."
"Dışarıda kar serpiştirmeye başlamıştı. Hâlâ akşamüzeri park ettikleri yerde bekleyen minibüsün içinde, Nikolay belki İngilizce konuşmalardan bir şeyler çıkarırım diyerek kulaklıkları takmıştı ama Cemil ile Aliki'nin aşk fısıltılarını daha fazla dinlemeye dayanamadı: "Şu işe bak, adam içerde karıyı götürüyor, bizim de burada kıçımız donuyor."
"Ayrı düşmüş insanlar için ülke bazen yalnızca bir türkü demekti, bazen buğusu üstünde sıcak bir yemek, bazen bir sokak görüntüsü, bazen de bir isim. Nereye giderse gitsin ülkesini içinde taşırdı insan. Ülke düşüncelere sinerdi; davranış olur, hiç beklemediğiniz bir anda kendini gösterirdi. İsteseniz de kurtulamazdınız ondan, bir tat, bir dokunuş, bir ses, bir koku, bir görüntü olur, aklınıza takılır, çekip götürürdü çocukluğunuzun, gençliğinizin geçtiği yerlere."
"Bir an için olayın intihar olmadığını düşünelim" dedi Nikolay, o da meslektaşının arkasından söndürmüştü sigarasını. "Viktor Zaharoviç'in de belirttiği gibi, katilin gizlenmesi için bundan daha iyi bir fırsat bulunmaz. Birini öldürüyorsunuz, sonra birini daha, ikinci öldürdüğünüz kişiye intihar süsü veriyorsunuz ve 'ilk cinayeti ben işledim' diyen bir itiraf mektubu bırakıyorsunuz. Tertemiz bir sonuç."