Uyuşturucu ve alkolün en kötü ve en güçlü zararlı maddeler, bir insanın hayatını mahvetme ihtimali en yüksek olan unsurlar oldukları söylenir. Yanılıyorlar. O unsur aşktır.
Ağaçların doruklarındayım, bir kanat uzaklığında gökyüzü.
Kuşlarla beraber yürüyorum, akşam olup güneş battığında gözlerinde uçacağım bir kırlangıcın. Yukarısı derin, derin, derin bir gökyüzü, sessizliğin karşı konulmaz utkusu. Gökyüzü geniş, en gin, sonsuzdur; dallar ise dar, güçsüz, kırılgan. Ona uzanırlar sadece, dokunup renklerini bırakırlar onunkinin üstüne. Acı çekmiyorum. Bulutların gittiği yönde, çok uzaklarda, unutulmuş bir ülke olmalı. Ben de gitmiş olacağım, kınldığında gökyüzü ve dallar sardığında soğumuş gövdemi. Serin bir rüzgar esecek, yaprakları savuracak oraya buraya, güneş doğacak. Hiç bir şey hatırlamayacağım.
Dört gün sonra biraz daha büyümüş olacağım ve istediğim anda istediğim yerde olabilme cesaretini gösteremiyorum hâlâ. Kafelerde bağıra bağıra konuşmayı, konserlerde kayıt yapabilmeyi, yürürken insanlara çarpıp "pardon" dememeyi, Ahmet Kaya'dan "Beni Vur" çalarken ağlamamayı, şekeri tamamen hayatımdan çıkarmayı; iyi müziği, iyi kahveyi ve iyi yemeği yerinde yemeyi; çok su içmeyi, iyi yazı yazabilmeyi, haftada iki kitap bitirebilmeyi, yürümeyi, daha çok sergi gezebilmeyi, daha çok ülke görebilmeyi, sevilmeyi, sevmeyi, aldatıldığım yerde durmamayı, kızgınlığımı açık edebilmeyi, dinlenebilmeyi ve durabilmeyi, seni istediğimi, çok istediğimi söylemeyi öğrenemedim hâlâ. Ne öğrendim diye sorsam, vardır birkaç sıralı notum. Ama öğrenemediklerimde aklım.