Bir insanın diğer bir insana yapabileceği tek iyi şey, o kişiyle doğru dürüst bir ilişki kurabilmesi için tek yol... Elini çekmektir!
Şimdi bir de bireycilik ilkesi üzerine kurulmuş bir toplumun sonuçlarına bakalım. Burası. Bizim ülkemiz. İnsanlık tarihindeki en soylu ülke. En büyük başarıların, en büyük refahın, en büyük özgürlüklerin ülkesi. Bu ülke benlikten yoksun hizmete dayalı olarak kurulmamıştır. Feda etmeye, razı olmaya ya da herhangi bir hayır ilkesine dayalı olarak kurulmamıştır. Bireyin mutluluğu arama hakkı üzerine kurulmuştur. Kendi mutluluğunu. Başkasının değil. Özel, kişisel ve bencil bir amaç ama sonuçlara bakın. Kendi vicdanınıza bakın.”
Görebildiğim kadarıyla 21. Yüzyılda yaşanan sorunlardan biri de bu.Çoğumuz ihtiyacımız olan bütün maddi şeylere sahibiz ve bu yüzden pazarlamacıların işi artık ekonomiyi duygularımızla ilişkilendirmek,şimdiye kadar ihtiyaç duymadığımız şeyleri istememizi sağlayarak daha fazlasına ihtiyacımız varmış gibi hissetmemizi sağlamak.Yılda otuz bin sterlin kazanan kendini yoksul hissediyor.Yalnızca on ülke görmüşsek,kendimizi yeteri kadar seyahat etmemiş gibi hissediyoruz.Tek bir kırışıklığımız olduğunda,yaşlı hissediyoruz kendimizi.Resmimiz fotoşoplanmamış ya da filtrelenmemişse çirkin hissediyoruz.
1600 lerde tanıdıklarım arasında içindeki trilyoneri bulmak isteyen yoktu.Onların tek istediği ergenlik dönemine kadar yaşamak ve bitlenmemekti.
Bizim için geçmiş geçmişti, oraya girdiğimizde bile arkamızdaki kapının açık olduğunu biliriz, kolayca geri döneriz. Hafızaları tarafından terk edilenler içinse bu kapı sonsuza dek mühürlenmiştir. Onlar için yabancı ülke olan geçmiş değil şimdiki zamandır. Geçmiş onların vatanıdır.