Bazı insanlar karanlıktan korkar, bazılarıysa karanlığın içinde bir ülke kurar. Deborah da öyle yaptı. Gerçek dünyanın kırgınlıkları, anlaşılmamanın ağırlığı ve ruhunun taşıyamadığı acılar onu kendi zihninde yarattığı YR adlı ülkeye götürdü. Orada kaçmak kolaydı, yaşamak değil.
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, aslında bir akıl hastalığının değil, insanın kendine dönüş yolculuğunun hikâyesi. Deborah’ın savaşı başkalarıyla değil; korkularıyla, yaralarıyla ve gerçeğin bazen hayalden daha ağır olmasıyla.
Kitap bana şunu fısıldıyor:
“İnsan bazen iyileşmek istemediğinden değil, acısız bir hayatın nasıl yaşanacağını unuttuğundan iyileşemez.”
Deborah’ın yolculuğu boyunca anlıyoruz ki kimse ona bir gül bahçesi vadetmedi. Hayat dikenlerini saklamadı. Ama insan, dikenlerin arasında da yürümeyi öğrenebiliyor.
Ve belki kitabın bende bıraktığı en derin iz şu:
“Kurtulmak istediğimiz şey bazen acı değildir; acıyla birlikte kim olduğumuzu da kaybetmekten korkarız.”