Şükürler olsun ki sonunda 'evet, KİTAP OKUYORUM' diyebildiğim bir kitap okudum. Kişiliği olan karakterler, bir kurgu ve bir olay örgüsü vardı. Kısa olmasına ve çok da bir olay olmamasına rağmen hem de. Şaşırtıcı değil mi? Onca mafya p*rnosundan, aptal ergen sancılarından sonra o kadar iyi geldi ki! Ben meğer rs'de değilmişim, sırf çok övüldüğü için merak edip okuduğum kitaplar çok boktanmış, ondan yarım bırakıp duruyormuşum kitapları. Dikkat sürem de yirmi sayfa okuyabilecek kadar azalmamış meğerse, o kitaplar okunmuyormuş. Siz de okuma zorluğu çekiyorsanız bu kitaba bir şans verebilirsiniz.
Şu kitapla karşılaşana kadar sırf yabancı booktookta 'ünlü' diye kitap çeviren editörlerden de, sırf 'güçlü' ve kaslı erkek var diye hiçbir kişiliği olmayan sözde karakterlere ölüp biten okurlardan da nefret ediyordum (hâlâ ediyor olabilirim).
Nefret kusma faslı bittiğine göre kitaba gelelim.
Kitabın sonlarına geldikçe nefes almam zorlaştı. O çaresizlik ve kabulleniş öyle ağır geldi ki bana. Adım adım sona gitmek ve çok az zamanın olduğu için çok fazla an'ın olduğuna dair kendini kandırmak... Belki de bize şöyle diyordur: 'her şeyin var ama mutlu değilken hayat öyle bir şey verir ki sana, minik bir an da bile mutlu olmayı öğrenirsin. an'lara mecbur olmadan an'ların değerini bilmeyi öğrenmelisin.'
Her şeyi bilmene rağmen o cılız umut kıvılcımına tutunmaya çalışmak var bir de. O bu hak etmedi diye hüngür hüngür ağlayasın gelirken, bunun aslında hak etmekle ilgili bir şey olmadığını gösteriyor bir yandan da.
Beni bağıra çağıra yaşanan dramlardansa böyle sakin sakin kabullenilen dramlar çok çok daha fazla etkiliyor. Sakin yaslar beni kırk yerimden bıçaklıyor gerçekten. Türk dizisi tadında kalplerin durduğu, kalp masajlarının yapıldığı, koridorda yasların koptuğu, sağın solun