Hüdhüdler başı, ulukepez: "Amanın ha, aman ha insanlara haber vermeyelim bugünkü töreni. Ne yapıp edelim de insanlar sarayı da, tahtı da, töreni de bilmesinler. Ben insanları çok iyi bilirim. Onlarda bir Süleyman vardı, bütün yaratığın dilini bilir, sihirbaz bir kişiydi, onun gününden beri biz insanlarla birlik olduk. Ben onları bildim bileli nereye burunlarını sokmuşlarsa berbat etmişlerdir. Çok övüngen yaratıklardır, bir yaparlarsa bin övünürler. Sonracığıma da kendilerini evrenin kilidi sanırlar. Hepsi de az çok delidirler. Sonra da o insanlar var ya, bizim gibi değildirler, onlar ölümlüdürler. Ölümlü olduklarını bilip, ölüm karşısında delirmişlerdir. Bu yüzden doğaya, kendi kendilerine, yıldızlara, her şeye kinle bakarlar. Sevgileri tükenmiş. Sevmeyi unutmuşlar, yaşam sıcaklığını yitirmişlerdir. Şimdi bu sarayı, bu tahtı görsünler ya yıkar, bozar, yerle bir ederler, ya da durmadan biribirlerine satarlar. Senin bu güzel sarayın, görkemli tahtın onlar için salt bir satış aracı olur... Onlar bir güzelliğe, bir yıldıza, güzel bir hüdhüd dişisine, bir kuğuya, bir cerene içleri sıcacık sevgiyle dolarak bakmazlar," diye konuştu.
Sayfa 79·Kitabı okuyor
Alıntı
O bir demircidir°•
"Demek" diye şaştı fil, "Demek karıncaların demircisi de olurmuş!" Olur dedi ulukepez. Derler ki, yaratıklar içinde ilk demirciler de karıncalarmış.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ne biçim yaratıklar bunlar,
O kadar küçücük yaratıklardır ki sen çok yakından bakmazsan bir karıncayı göremezsin dedi Ulukepez.
Kitapla Alakalı Bilgiler İçerir !!!
Ulukepez bu korkunç yenilgiyi, fillerin toptan yok olduğu korkunç gerçeğini sultana ulaştığında, sultan bu inanılmaz haberin acısından, öfkesinden havaya bir insan boyu fırladı, yere düştü. Bir de baktılar ki ortalık depreme tutulmuşluktan da beter sallanıyor, bu hal ne haldir derken, bir de baktılar ki bulundukları yerin toprağı da çöküyor. Bir anda toprak açıldı, sarayı da, has bahçeyi de, filler sultanını da yuttu gitti. Karıncalar ülkelerin altını oyarlarken filler sultanının sarayının altını oymayı da unutmamışlardı. Kıssadan hisse, yeryüzünün bütün karıncaları birleşince...
Kitap Alıntısı
"Onlara ağır, çok ağır işler yükleyeceğiz," diye önerdi ulukepez. "O kadar ağır işler yükleyeceğiz ki onlara, düşünecek bir anlık bile zamanları olmayacak. Bu karıncalara hiçbir zaman başlarını bile kaşıyacak bir süre tanımayacağız. Hep iş, hep çalışma,hep açlık, hep yoksulluk, hep gelecek korkusu içinde olacaklar. Bu korkular onları kör, sağır, sersem, beyinlerini işlemez yapacak. İnsanfiller, insankarıncalara hep bunu yaparlar." "Vay anasını!" diye şaştı filler sultanı. "Bunu hiç düşünmemiştim. Şu insanfillerde çok akıl var desene." "Çok kafalar onlar için, o insanfiller için çalışıyor insanistanda. İnsankarıncaların da azıcık düşünenlerini kendileri gibi fil yapıyorlar." "Biz de öyle yapalım," diye söyledi sevinerek sultan. "Şimdi sen öyleyse bana iş bul, iş... O kadar iş yığalım ki karıncaların üstüne, değil düşünmek, soluk bile alamasınlar, tıpkı insanistandaki insankarıncalar gibi..."
Sayfa 166 - Yapı Kredi Yayınları, 49.Baskı, Ekim 2025·Kitabı okudu
Filler sultanı bir ak güvercinden daha ak, iri, görkemli bir fildi. Tahtına oturmuş, gelecek ulağı bekliyor, yerinde duramadığı her deviniminden belli oluyordu. Derken, biraz sonra beklediği ulak, ulukepez geldi. Bu kuş, hüdhüdlerin başıydı. Geniş ak, kara kanatları belli ki yorulmuştu. Uzun, başında, boynunda bir yay gibi kabarmış kepezi turuncuydu. Tüyleri, balkıyan bir güneş turuncusunda yalp yalp ediyordu. Göğsünün ince, sarı tüyleri benekliydi. Filler sultanının başı yöresinde üç kere uçup üç turuncu halka çizdikten sonra vardı, sultanın burnu ucundaki dala kondu. "Söyle," diye acele etti filler sultanı. "Söyle... Hoş geldin safalar getirdin... Söyle, karıncalardan ne haber, bana iyi bir muştu getirdin mi?" Ulukepez çok yorulmuştu, kanatlarını tam dört kez gerdi, çırptı, altındaki çınar dalının yaprakları titredi...
Sayfa 7 - Yapı Kredi Yayınları, 49.Baskı, Ekim 2025·Kitabı okudu