Yunus Emre Erdoğan

Yunus Emre Erdoğan
@yunusemreerdgnn
Sadece kitap okumaya çalışan küçük bir adam.
Azkaban Tutsağı
“O ne?” diye hırladı, Harry’nin hâlâ elinde tuttuğu zarfa bakarak. “Eğer imzalamam gereken yeni bir belgeyse, senin —” “Değil,” dedi Harry neşeyle. “Vaftiz babamdan bir mektup.” “Vaftiz baban mı?” dedi Vernon Enişte tükürükler saçarak. “Senin vaftiz baban yok!” “Var,” dedi Harry neşeyle. “Annemle babamın en iyi arkadaşıydı. Kendisi hüküm giymiş bir katil, ama büyücü hapishanesinden kaçtı ve şu anda saklanıyor. Yine de benimle temasta kalmayı seviyor… benden haberdar olmayı… mutlu olup olmadığımı kontrol etmeyi…” Ve Harry, Vernon Enişte’nin yüzündeki dehşet ifadesine bakıp sırıtarak, önünde Hedwig’in tıngırdayan kafesiyle istasyon çıkışına yöneldi. Bu yaz geçen yıldankinden çok daha iyi olacağa benziyordu.
Sayfa 394·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Vakitsiz öten horoza uğursuz derler. Hazanda bülbül olmaz
Kitapla Alakalı Bilgiler İçerir !!!
Ulukepez bu korkunç yenilgiyi, fillerin toptan yok olduğu korkunç gerçeğini sultana ulaştığında, sultan bu inanılmaz haberin acısından, öfkesinden havaya bir insan boyu fırladı, yere düştü. Bir de baktılar ki ortalık depreme tutulmuşluktan da beter sallanıyor, bu hal ne haldir derken, bir de baktılar ki bulundukları yerin toprağı da çöküyor. Bir anda toprak açıldı, sarayı da, has bahçeyi de, filler sultanını da yuttu gitti. Karıncalar ülkelerin altını oyarlarken filler sultanının sarayının altını oymayı da unutmamışlardı. Kıssadan hisse, yeryüzünün bütün karıncaları birleşince...
Kitap Alıntısı
"Şunu unutma..." demişti Hanım, yanağındaki elinin yaydığı sıcaklık gibi yumuşacık bir sesle, "İsmini duymayı özlemektir yalnızlık!"
Sayfa 266·Kitabı okudu
Alıntı
Keşke Kalkıp Görebilseydin !
Uzun süre Şirin’den bir işaret bekledim. Ama hiç gelmedi bu işaret. Bana yazmadı da. Bir daha hiç kimse benim yanımda onun adını anmadı. Bugün kendime soruyorum: Böyle birisi var oldu mu gerçekten? Yoksa benim Doğu saplantılarımın bir ürünü müydü sadece? Geceleri, fazlasıyla geniş odamın yalnızlığında, içimde bir kuşku uyanıp aklım gidip gelmeye başlayınca, kalkıp tüm ışıkları yakıyor, bir zamanlar bana gönderdiği mektupları bulup çıkarıyor, sanki onları yeni almışım da mühürlerini ilk kez açıyormuşum gibi yapıyor, kokularını içime çekiyor, birkaç sayfasını okuyorum yeniden; üsluplarındaki soğukluk bile içimi rahatlatıyor, içimde yeni doğan bir aşkı yaşıyormuşum izlenimine kapılıyorum. Ancak o zaman yatışıp mektupları yerlerine kaldırıyor ve yeniden karanlığa gömülüp kendimi korkmadan geçmişin göz kamaştırıcı anılarına bırakıyorum: İstanbul’daki bir salonda söylenen bir cümle, Tebriz’de geçirilen iki uykusuz gece, kış vakti Zarganda’da bir mangal. Ve son yolculuğumuzdan da şu sahne: Gezinti güvertesine çıkmış, loş ve ıssız bir köşede uzun uzun öpüşmüştük. Yüzünü ellerimin arasına almak için Hayyam’ın Yazması’nı bir babanın üzerine koymuştum. Şirin bunu fark edince gülmekten katılmış, kollarımdan sıyrılıp teatral bir jestle gökyüzüne doğru haykırmıştı: — Titanic güvertesinde Rubaiyat! Batı’nın gözbebeği Doğu’nun nadide çiçeğini taşıyor! Hayyam, bize nasip olan şu güzel anı keşke kalkıp görebilseydin!
Sayfa 318·Kitabı okudu
Alıntı