İslâm inkılâbında dünya, İslâmiyetin hakikatine tıpatıp uygun olarak, biz her şeye malik olduktan sonra hiçbir şeyin bize malik olmaması inceliğinden ibaret bulunan gerçek fakirlik gibi, bizim yüzde yüz sahip ve hâkim olacağımız, fakat onun bize sahip ve hâkim olamıyacağı ve üstüne yapılan her nakşın aslî gâye olarak kendisini aşacağı muvakkat bir plândır.
“Bu medeniyet asrında bu kadar ağır ceza olur mu?” diye bir görüş, suça gelişme payı vermekten ve tek ferde acıma bahanesi altında cemiyeti feda etmekten başka bir şey değildir. Büyük Doğu adaletinde kanun ve hâkim, boyuna olagelen ve cezalandırılan fiillerin böylece ilelebet devamını değil, kökünden kazınmasını hedef tutar.
İslâm inkılâbının adalet ölçüsünde, ferde verilen cezanın şiddeti değil, neticede korunacak fertlerin ve cemiyetin kurtuluşu mevzuu teşkil eder; ve cezalardan birçoğu, onu tatbik etmenin değil, o suçu yok etmenin emelini güder.