"Ve yüce Allah (c.c) bu muhtaç kuluna güneşi, Şems'i gönderdi. Bana Şems, yardım etti. Ama aslında, yardım eden Allah'tı. (c.c) Şems'i yaratan kim? Onun kalbine, aşk ateşini düşüren kim? Onun yolunu, Konya'ya çeviren, bana sunduğu cevheri; kalbine ilham eden kim?
Hepsini yapan Allah'tı. (c.c)"
İşte biz onun için, sadece Allah'tan (c.c) yardım diler, sadece Allah'tan (c.c) medet umarız. Ve Allah, kendisine güvenenlere yeter."
Bir Arif kardeşim şöyle der:
"Tek kapıyı çalarsan; sana bütün kapılar açılır."
Bedensel önemin gereğinden fazla üzerinde durmak, psikopatolojide görülen durgunluğun ana nedenlerinden biridir. "Akıl hastalıkları beyin hastalıklarıdır" dogması, 1870'li yıllara doğru beliren maddeciliğin uzantısıdır. Tüm gelişmelere köstek vurmuş, doğrulanması kesinlikle olanaksız bir önyargı oluşturmuştur. Eğer akıl hastalıkları gerçekten bir beyin hastalığı olsaydı, ruhsal durumun bilimsel olarak incelenmesine hiç gerek duyulmazdı. Bu alanda yapılmış girişimleri yadsımak ve suçlamak amacıyla yararlanılan bir önyargıdır bu. Oysa, akıl hastalıkları beyin hastalıklarıdır savı hiçbir biçimde kanıtlanmadığı gibi hiçbir zaman da kanıtlanamayacaktır. Çünkü bu, bir insanın beyin dokusunda albüminin çoğalıp azalmasına göre şu ya da bu biçimde düşündüğünü kanıtlamaya benzer. Psikolojiyi böyle beyinsel bir işleve indirgemeye hiçbirimizin hakkı yok. Ruhsal fenomen, psişik görünümü içinde ele alınmalıdır. Organik ya da beyinsel niteliklerle ilgisi yoktur. Umarız, biliminsanlarımızın maddeciliğin bu uzantısından kurtulacakları zaman fazla uzak değildir.
“Allah mağfiret ve merhamet sahibidir, dolasıyla bizi affeder, diye düşünür, Allah’ın merhametine güvenip çaba ve gayreti ihmal ederler. Aslında bu umut(recâ) haline dahildir. Umut hali dünyada iyi bir makamdır. Şüphesiz Allah’ın rahmeti gemiştir, nimeti kapsayıcıdır, lütfu engindir. Bizler onun birliğine iman eden olarak Allah’ın merhamet ve mağfiretini kuru kuruya değil, ancak iman, kerem ve ihsan vesilesiyle umarız.”
Evlerimize Yemenli ve Iraklı Yahudiler yerleşmişti. Bazı Filistinliler eskiden yaşadıkları evlerin kapılarını çalıp, Yahudilere 'bu bizim evimizdi' deme cesaretini gösteriyorlardı. Iraklı Yahudiler onlara su ve kahve ikram ederdi. Iraklı Yahudiler, “Umarız bir gün barış olur ve biz Irak'a dönebiliriz, siz de evlerinize dönebilirsiniz” derlerdi, Benim için evimde başka insanların yaşıyor olduğunu görmek inanılmaz derecede zordu, fakat ne yapabilirdim ki?