Sonsuz Aşka Bismillah ❤️ Unutmak, insanın en eski kusurudur. Hatırlamak için yaratılmış kalbine dünya dolar da, o kalbi var eden kudret silinir gider zihninden. Konuşuruz, planlar yaparız, “yarın şöyle olacak” deriz. Sanki yarının ipleri bizim avucumuzdaymış gibi. Sanki nefesimizi içeri çeken, onu geri veren bizmişiz gibi. Oysa her an dilediğini yapan var. Bir yaprağın dalından kopuşu tesadüf değil. Senin gecenin bir vakti uykundan uyanışın, aklına düşen o eski hatıra, yolda karşına çıkan yabancı… Hepsi bir iradenin ince işçiliği. Biz sayfayı çevirdiğimizi sanırız, ama kitabı yazan O Ebedî Sevgili. Biz kalemi tuttuğumuzu zannederiz, ama mürekkebi damlatan O Ebedî Güzel. İnsanın Gafleti İnsan, kudreti görünmeyince yok sanır. Rüzgârı görmez ama serinliğini inkâr edemez. Allah’ı da böyle unutur: Eserini görür, Müessir’i unutur. Bir kapı kapanır, öfkeleniriz. Bir kapı açılır, seviniriz. Kapıları koyan Zat’ı, mucizeyi hatırlamayız. Dilediğini yapar; bazen verir imtihan eder, bazen alır imtihan eder. Biz ise “neden” diye sızlanırız, sanki hesap sormaya hakkımız varmış gibi. Bak etrafına. Bir çocuk doğuyor, bir ihtiyar ölüyor. Bir devlet kuruluyor, başka bir devlet yıkılıyor. Bir gönül kırılıyor, başka bir gönül aşkla yapılıyor. Bütün bu oluş ve bozuluş, “Ol” deyince olduranın iradesinden başka nedir? Zaman dediğin, O’nun “an”larının ipliğe dizilmiş hâli. Mekân dediğin, O’nun “Kün” emrinin gölgesi. Sen ise bu gölgede yürüyüp kendini gölgenin sahibi sanacak kadar cahilsin. Hatırlamak Hatırlamak, secdeye varmaktır. Sadece alnı yere koymak değil; kibri, eneyi, “ben yaptım” vehmini yere koymak. Her sabah uyandığında, aslında yeniden yaratılıyorsun. Dün gece ruhunu alıp, sabah geri veren var. Kalbin atıyorsa, O “at” dediği için atıyor. Nefes alıyorsan, O “al” dediği için
Edebiyat
SİLİKON VADİSİ’NİN KARANLIK AYNASI: PETER THIEL, PALANTİR VE TEKNO-FEODALİST "ÇIKIŞ" FELSEFESİ 21. yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken, küresel güç dengeleri ulus devletlerin egemenlik alanlarından çıkarak, insanlık tarihinin en büyük veri ve sermaye tekellerini elinde tutan dar bir teknokratik elitin eline geçmiştir. Bu yeni nizamı, kurduğu algoritmik yapılar ve finanse ettiği radikal siyasi figürlerle el altından dizayn eden en hegemonik aktör ise şüphesiz Peter Thiel’dir. Thiel, sadece Silikon Vadisi’nin en güçlü yatırımcılarından biri değil; felsefi temellerini demokrasi düşmanlığı, esoterik seçkincilik ve toplumsal sözleşmenin mutlak reddi üzerine kuran yeni bir ideolojik akımın, yani "Tekno-Feodalizm"in baş mimarıdır. Onun dünyayı algılayış biçimi, kurucusu olduğu gözetim şirketi Palantir’in küresel operasyonları ve son olarak ailesini Arjantin’e taşıyarak gerçekleştirdiği fiziksel kaçış, insanlığın karşı karşıya olduğu totaliter geleceğin entelektüel haritasını sunmaktadır. I. CONFINITY'DEN BEYAZ SARAY'A: PAYPAL MAFYASI VE İKTİDARIN SÖZLEŞMELİ MİMARİSİ Bugünkü küresel teknopolitiğin köklerini anlamak, 1998 yılında Peter Thiel tarafından kurulan şifreleme yazılım şirketi Confinity ile Elon Musk’ın X.com adlı çevrimiçi bankacılık girişiminin birleştiği o tarihsel kırılma noktasına geri dönmeyi gerektirir. Birleşik yapının idaresini üstlenen Elon Musk, sistemin altyapısını Microsoft platformuna taşımak istediğinde, Unix mimarisinde ısrar eden Max Levchin liderliğindeki yazılım mühendislerinin sert direnciyle karşılaşmıştır. Bu teknik çatışma, Thiel’in öncülük ettiği bir iç darbe ile Musk’ın görevden alınması ve şirketin adının PayPal olarak değiştirilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu erken dönem kriz, Thiel’in yönetim felsefesinin ilk açık kanıtıdır: Teknik veya
Felsefe
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
kim için ne için enerjini tüketmek kendini feda etmek ne için kim için huzuru ummak umduğunu bulamamak talebi karşılamamak bilmek gerçek sevginin bu olmadığını var olmak sadece mutlu olmayı ummak
1000Kitap
Genetik ayrımcılık ve yüzeysel ilişki, kötülüğün temel problemidir. Demokrasiden ahlakın ve adaletin gelmesini ummak komik bir beklenti. Halk bunları anlayamayacak kadar ahmak mı olmalıydı?
1000Kitap
Meğer su üstüne yazı yazmaktan farksız imiş ummak, beklemek, ümid etmek..
Sevmenin Kibri
Hayatım boyunca kibrin pek çok yüzünü gördüm. Genellikle zenginliğin gölgesine sığınan, kamuda insan ilişkilerine güvenen ve her kapıyı açabileceğine inanan insanların o tanıdık kibri çok da yabancı değildi bana. Muhatabına örtülü bir 'üstünlük' dikte eden o tavra çok kez şahit oldum. Onlar için hayat, sizin ulaşamayacağınız yerlere ulaşma gücünün bir perde gösterisi. Ancak geçenlerde, kibrin beni en şaşırtan şekline denk geldim: Sevginin bir lütuf olarak sunulmasına. Karşımdaki insan, sevgisini bir armağan gibi değil, bir sadaka gibi uzatıyordu. O 'değer veriyorum' dedikçe, sanki ben Allah’tan isteyebileceğim en büyük lütfa zaten kavuşmuşum da farkında değilmişim gibi bir hisse kapılıyordum. Değer vermeyi bile kendi 'yüce gönüllülüğünün' bir kanıtı sayıyordu. Üstelik siz, bu sözde nimeti hakkıyla idrak edemediğiniz için bir anda 'suçlu' konumuna düşürülüyordunuz. Temeli tevazu olması gereken sevgi, nasıl oldu da bir üstünlük enstrümanına dönüştü? Bir insanın bir insana değer vermesi, ne zamandan beri verenin yüceliğini kanıtlayan bir nimet sayılıyor? Sevmek eylemi, sevenin kendi iç dünyasındadır dostlar. Karşınızdakinin aynı derecede his yoğunluğu yaşamasını ummak sadece beklenti yaratır. Beklentiler her zaman gerçekleşmez bilirsiniz.