Sözde "yalnız ölüm" denilen durumdu bu. Muhtemelen kalp krizi geçirmişti. Yardım isteyecek vakti mi olmamıştı, yoksa en başından beri kimseden medet ummak gibi bir niyeti mi yoktu, artık bunu kimse bilemezdi.
Milli Şuur ve birliğin yükselmesinde ve yaratıcı bir kültürün gelişmesinde Türk tarihinin müstesna bir hazinee teşkil ettiği aşikardır. Bu da mazi ile istikbal arasındaki bağların kuvvetlenmesiyle ve daha sonra da bu büyük mirasının ilmi bir şekilde işlenmesiyle mümkündür. Mazi ile irtibat sağlamlaşmadıkça, milli şuur ve mefkurenin kuvvetlenmesini, kültürün gelişmesini, edebiyat, sanat ve sahne hayatının yaratıcı eserler vermesini beklemek beyhudedir. Mimari abidelerimizin heybeti tarihimizin azametiyle muvazi olduğu halde modern mimarlarımız henüz milli şahsiyetlerini bulamamış hatta milletimizin bu en yüksek sanat kabiliyeti de yıkılmıştır. Klasik ve folklorik müzik hazinemiz çok zengin, son misallerin gösterdiği üzere de milli kabiliyetimiz çok ileridedir. Fakat henüz yaratma devrini idrak edememişsizdir. Daha garibi, mimari gibi şahikasına yükselen Türk müziği resmen tahsil imkanlarından mahrum kalmış fakat yine de milletimizin milli ruhunu canlandıran bu sanatını yaşatmıştır. Sahne ve resim sanatlarına Garp tekniği girmiş lakin orijinal eserler meydana çıkmamıştır. Bütün bunlar milli mirasımıza ve milli mefkuremize bağlanmakla ve nihayet ilmin krulması ve işlemesiyle mümkündür. Bu olmadıkça iddia edildiği gibi taklitten sonra bir yaratma devrinin geleceğini de ummak boş bir hayaldir. Hatta bir dejeneresans da mukadderdir.
Sayfa 175 - Ötüken, Prof Osman Turan, Makaleler3/4 Cihan Hakimiyetinden Büyük Türkiye İdealine, İstanbul, 2011 "“Yeni İstiklal, 9 Aralık 1964 sayı: 174 s. 3; Türkiye’de Manevi Buhran, Din ve Laiklik, Hilal, İstanbul 1964, s. 3-10 ; Nakışlar Yayınevi, İstanbul 1·Kitabı okuyor