Alıp verdiği her nefesin kendisinde icra etmekte olduğu bir kaderi olduğunu, bu kaderi yaşamadan ömrü tüketmenin yaşamak olmadığını düşünüyordu. insanın ümitli olduğu her şeye köle, ümit kestiği her şeyden de hür olduğunun farkındaydı.
Buhârî'nin rivayeti şöyledir:
Bir adam:
'Yâ Rasûlallah! Bana cihada denk bir amel gösterseniz?" dedi. Rasül-i
Ekrem (s):
"Cihada denk olacak bir amel bulamıyorum ki" buyurdu; sonra da
şöyle devam etti:
"Allah yolunda cihad eden kimse yola çıktığında, sen de mescidine girip hiç ara vermeden namaz kılmaya, hiç iftar etmeden oruç tutmaya güç yetirebilir misin?" Soruyu soran kişi:
'Buna kim güç yetirebilir ki?' dedi.
İçinde yaşadığımız çağ, maalesef, hayasızlığın marifet addedildiği bir "hüsran asrı". Haya ve iffet en çok kendisine yakışan kadın'ın, hayâsızlık ve iffetsizliğin aracı haline getirilmesi ise yaman bir çelişki.