Sokrates bu eserde Gorgias, Polos ve Kallikles ile tartışır. Sokrates, diyalektikten yana iken karşısındakiler sürekli retorik (ikna sanatı) üzerinden tartışmayı ilerletmeye çalışır. Temel itibariyle Sokrates, eserde retoriğin hakikat arayışındaki başarısızlığını gösterir.
Gorgias’a göre “Hiçbir şey yoktur, varsa da bilinemez, bilinse de aktarılamaz.” ancak hakikatin olmadığı bu dünyada doxalar hala vardır. Bundan dolayı, retoriğin işlevi bu doxaları kişinin belirli bir şeyin faydası uğruna kullanabilmesidir. Bu kullanım inanç üzerinden iknaya dayanır. Gorgias, retorik öğretmesinin karşılığında para almasında da hakkı olduğunu savunur çünkü ona göre retorik siyasette ve hukukta oldukça büyük bir öneme sahiptir.
Polos, retoriğin bir sanat olduğunu savunur. Sokrates’e göre ise retorik, bir dalkavukluktur. Sözgelimi, tıp bir sanattır. Aynı zamanda aşçılık da bir sanattır. Ancak tıp, beden için iyi olan besinlerin tüketilmesini savunur. Aşçılık ise beden için iyi olanı önemsemez, lezzetli olanın tüketilmesi onun amacıdır. Buradan şu sonuca varabiliriz: Tıp bedenin iyiliğini öncelerken, aşçılık bedenin iyiliğini değil nefsin doyurulmasını önceler. Dolayısıyla aşçılık bir yarar sunmaz, ancak iyi hissettirir. Sokrates’e göre de bu durum dalkavuklukla çok benzerdir. Polos ayrıca bir suçlunun, suçunun cezasını çekmemesinin; suçunun cezasını çekmesinden daha iyi olduğunu savunur. Ancak Sokrates, suçlu kişinin ceza almasının hak ettiği şey olduğunu ve bu durumun, kişinin suçlarından arınmasını sağladığını savunur. Polos, tiranların istedikleri her şeyi yapabildikleri için en güçlü olduklarını beyan eder. Sokrates ise tiranların istediklerini değil, iyi görünen şeyi yaptığını söyler. Mesela bir tiran, bir insanı öldürür ve onun parasını ele geçirir. Burada istenen şey parayı ele