berk

Puan vermedi·120 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
Edebi yönü, felsefi yönüne ağır basan bu eserde sevgi ve dostluk kavramları üzerine tartışılır. Dostluğun ne olduğu konusunda Sokrates, Meneksenos, Lysis ve Hippothales bir görüş birliğine varamazlar. Bu kadar değer yükledikleri dostluk kavramının bile ne olduğunu bilmediğini anlarlar. Sevgi üzerine olan kısımda tartışmacıların birçoğu ayrı fikirlere sahiptir: Agathon’un evinde düzenlediği şölene katılan Sokrates, Aristophanes, Apollodoros... yemekten ve içkiden sonra sevgi üzerine konuşmaya başlarlar. Sokrates’e göre sevgi(iyiye güzele olan), bilgisiz insanda ve bilgili insanda bulunamaz. İnsan severken sahip olmadığı, kendinden iyi olan bir takım özellikleri sever. Bundan ötürü sevgi, tanrılara da özgü değildir. Çünkü zaten tanrılar mutlak olarak iyi ve güzeldir. Aristophanes ise sevgiyi, Zeus miti üzerinden: Eskiden insanların tek beden, 4 kol ve 4 bacak sahibi olduğunu; ardından Zeus tarafından bu bedenlerin ikiye ayırıldığını ve her her bedenin eski yarısını aradığını söyler. İnsanın diğer yarısına kavuşması ise sevgidir.
Şölen - DostlukPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20195,2bin okunma
Reklam
Puan vermedi·136 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
·
13 saatte okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 13:48
Sokrates bu eserde Gorgias, Polos ve Kallikles ile tartışır. Sokrates, diyalektikten yana iken karşısındakiler sürekli retorik (ikna sanatı) üzerinden tartışmayı ilerletmeye çalışır. Temel itibariyle Sokrates, eserde retoriğin hakikat arayışındaki başarısızlığını gösterir. Gorgias’a göre “Hiçbir şey yoktur, varsa da bilinemez, bilinse de aktarılamaz.” ancak hakikatin olmadığı bu dünyada doxalar hala vardır. Bundan dolayı, retoriğin işlevi bu doxaları kişinin belirli bir şeyin faydası uğruna kullanabilmesidir. Bu kullanım inanç üzerinden iknaya dayanır. Gorgias, retorik öğretmesinin karşılığında para almasında da hakkı olduğunu savunur çünkü ona göre retorik siyasette ve hukukta oldukça büyük bir öneme sahiptir. Polos, retoriğin bir sanat olduğunu savunur. Sokrates’e göre ise retorik, bir dalkavukluktur. Sözgelimi, tıp bir sanattır. Aynı zamanda aşçılık da bir sanattır. Ancak tıp, beden için iyi olan besinlerin tüketilmesini savunur. Aşçılık ise beden için iyi olanı önemsemez, lezzetli olanın tüketilmesi onun amacıdır. Buradan şu sonuca varabiliriz: Tıp bedenin iyiliğini öncelerken, aşçılık bedenin iyiliğini değil nefsin doyurulmasını önceler. Dolayısıyla aşçılık bir yarar sunmaz, ancak iyi hissettirir. Sokrates’e göre de bu durum dalkavuklukla çok benzerdir. Polos ayrıca bir suçlunun, suçunun cezasını çekmemesinin; suçunun cezasını çekmesinden daha iyi olduğunu savunur. Ancak Sokrates, suçlu kişinin ceza almasının hak ettiği şey olduğunu ve bu durumun, kişinin suçlarından arınmasını sağladığını savunur. Polos, tiranların istedikleri her şeyi yapabildikleri için en güçlü olduklarını beyan eder. Sokrates ise tiranların istediklerini değil, iyi görünen şeyi yaptığını söyler. Mesela bir tiran, bir insanı öldürür ve onun parasını ele geçirir. Burada istenen şey parayı ele
GorgiasPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20241,877 okunma
Puan vermedi·120 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
Platon’un, Sokrates ve Protagoras arasında geçen bu diyalogu, erdemin öğretilip öğretilemeyeceğine dair bir tartışmayı barındırır. Sokrates, başta erdemin öğretilemeyeceğini savunur; ona göre erdemin edinilebilmesi için bireyin kendi çabası gereklidir. Protagoras ise başta bunun tam tersini savunur, ona göre erdem öğretilebilirdir. Eğitim veya din kurumları gelişmiş bir toplumsal yapıya sahip olan etnisitelerde erdemli insanların olduğunu görebiliriz. Bu kurumlar, erdemi öğretebilir ve bu kurumların gelişmiş olduğu yerlerde erdemli insanları görmemiz bir tesadüf değil, beklenen bir sonuçtur. Diyalogun sonunda ise Sokrates, erdemin bilgi olduğunu yani öğretilebilir olduğunu; Protagoras ise erdemin öğretilemeyeceğini savunmaya başlar. Ayrıca diyalogun içerisinde Sokrates’in de eleştirdiği gibi retorik, güzel konuşma ile ilgili bir sanattır. Oysa bu sanat, edinilebilecek değil ortaya çıkabilecek bir şeydir. Mesela bir doktor, tıp ile ilgili güzel konuşabilir. Keza bir devlet adamı da siyaset ile ilgili güzel konuşabilir. Bu duruma bakıldığında, Sokrates’in getirdiği eleştiri şudur: Retorik, amaç değil araçtır. Hedefe gidilen yolda lazım olan bir katalizördür. Erdemin öğretilebilirliği üzerine olan bu diyalogda ise asıl amaç bence bundan daha ötesini kapsar. Tartışma sürerken Sokrates, Protagoras’ın retoriğine karşın Sokratik ironi barındıran bir tutum takınır. Simonides’in Pittakos’u eleştirdiği şiirleri üzerinden yani retoriğin en önemli araçlarından biri olan tanık göstermeye başvurarak kendini haklı gösterir. Ancak bunu haklı çıkmak için değil, retoriğin epistemolojik olarak aslında yetersiz olduğunu çünkü; aklı değil, duyguyu ön plana almasını, suistimallere açık olmasını eleştirir. İkili tartışmaya diyalektik düzlemde devam eder. Eserin sonunda aslında kazanan ne
ProtagorasPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022873 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
Kerhanenin patroniçesi olan Bayan Irma, kerhanesinde adeta ayrı bir dünya kurmuştur. Aynaların oluşturduğu yanılsamalar atmosferi, gerçek kimliğinden ayrılan müdavimler, aciz fahişeler... “Balkon” isimli kerhane, aslında toplumun; daha doğrusu dünyanın bir paradigmasıdır. Bu dünyada her şey tersyüz edilir. Hırsız rolündeki fahişeye ayakkabısını yalatan yargıç, gösterinin sonunda fahişenin ayakkabısını yalar. Bir general, at rolündeki fahişenin üzerine biner. Psikopos karakteri de kerhanenin müdavimlerindendir. Baktığımızda hukuk, ordu ve kilise kurumlarının temsilicileri sayılabilecek bu karakterlerin kendilerini meşru kılmak veya kendi güçlerini hissedebilmek adına böylesi şeyler yapması oldukça gülünç ve dehşet vericidir. Genet, burada kurumları ve kişileri tersyüz etmiş olsa dahi; okurun içinde bu kurumların ve kişilerin gerçekten bu kadar yozlaşmış olduğuna dair bir şüphe uyandırır. Ancak bunun da ötesinde kerhanenin dışarısında gerçek bir devrim yaşanırken, kerhanedeki çalışanlardan fahişe Chantal devrimin bir simgesi(?) olurken; kerhane çalışanı Arthur, gerçekten kurşun yiyip ölmüşken, onun hala bu fantezilere dahil edilmesi... Eserin sonlarına doğru dış dünya ile kerhanenin içinde dönen fanteziler arasındaki çizgi bulanıklaşır. Bayan Irma kraliçe rolüne bürünmüş; Chantal’ın sevdalısı Roger ise şov esnasında yanı başında köle rolü oynayan kişinin göğe yükseldiği sanrısına kapılmıştır. Eserin başında, arka planda duyulan kurşun sesleri artık devrimin birer simgesi değil; yanılsamalar üzerine kurulu fantezilerin birer malzemesi haline gelmiştir...
BalkonJean Genet · Ayrıntı Yayınları · 2021291 okunma
Puan vermedi·232 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
Dublinliler eseri, Dublin’i okura tam anlamıyla hissettirir. Dickens’ın Londra’yı, Dostoyevski’nin St. Petersburg’u anlattığı gibi, Joyce da Dublini anlatır. Her yeni karakter ayrı bir arka plan hikayesine sahiptir. Ancak hepsi aynı kopukluğu paylaşır. 15 öykünün tümüne de baktığımızda, tüm karakterler hikayenin sonunda bir aydınlanma yaşar. Ama bu aydınlanma yalnızca yaşanır, arkasından bir eylem vs. gelmez. Yalnızca dürtü olarak kalır ve unutulup gider...
DublinlilerJames Joyce · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20242,990 okunma
Reklam