Döngü Üçlemesi’nin ilk romanı olan “Göklerden Gelen Umut” binlerce yıllık destansı bir öyküyle insanoğlunu evrensel ölçütlerle tanımlamaya çalışırken bir yandan günümüz küresel politik ekonomisine ve kültürel değerlerine ayna tutuyor. Roman şu sorulara odaklanıyor: İnsan olmak durağan bir var oluş biçimi midir yoksa evrensel bir oluş durumuna varmak için bir araç mıdır? İnsan kat edilen bir yol mudur, yolun sonundaki menzil mi? Gerçeklik algımızı oluşturan tüm sosyal ve kültürel değerler günün birinde hiç beklenmedik bir anda alt üst olursa, yaşamak ve devam etmek için neye tutunacağız? Benzer kromozom sayısı ve dizilimi dışında, çağların ve olayların üstünde, insanları bir arada tutan ana değerler nelerdir? Bu soruları epik bir söylemle tartışan Döngü Üçlemesi, bilim kurgu türünün kendisini de bir metafor ve üst iletişim biçimi olarak kullanmaktadır.
Üçleme, Göklerden Gelen Umut, Kutlu Kanatlar Altında ve Yuvada Yeşeren Yaşam isimli romanlardan oluşuyor. 2177 yılında açılışı yapan ilk roman, bizleri insanların bilinçlerini ölümlerinden sonra Eternium isimli bir dünya simülasyonuna yükleterek sınırsız bir ömre sahip olduğu bir döneme götürüyor. Günümüzden 160 yıl sonra küresel şirketler öylesine büyümüştür ki artık fiilen ülkelerin yerini almışlardır. Küresel Konfederasyon’a bağlı ülkelerde toplumların tek hedefi ölümden sonra Eternium’a yüklenmektir. Bunun için yüksek bir Uyumlu ve Katılımcı Vatandaşlık Puanı’na ve çoğunlukla bir ömür ödemek zorunda oldukları Eternium kredilerine ihtiyaçları vardır. Geleceğimizin bu versiyonunda küresel kapitalist ekonomi çarklarını çok daha acımasız bir biçimde sürdürmek uğruna insanlara ölümsüzlüğü vadetmektedir. İronik olan ise insanların yarattığı bu ekonomik modelin insanlığı ekseninden hiç olmadığı bir düzeyde uzaklaştırmasıdır.