• Tarihi kurgu romanlarında istenen/beklenen o zamanın kişileri, çevresi, kültürü, yaşayışı, inancının iyi bir şekilde yansıtılabilmesi. Özgün adı Mila 18 olan Türkçeye Mila 18 ve 'Istırap Sokağı' adıyla çevrilen kitap, Polonya'da Varşova'ya bağlı bir kasabada savaşa doğru sürüklenen dünyada hem devlet içinde hem de kendi içlerinde var olma mücadelesi veren 'Yahudi toplumun' mücadelesini anlatıyor.

    Savaş zamanı en yakın kişilerin ya da halkların birbirine nasıl da ters düştüklerini de görüyoruz. Bir mahalle de veya bir toplumda beraber yaşayan insanların ufak bir kıvılcımla nasıl da birbirlerine düşman edilebileceğini de gösteriyor. İnsanların kafalarının içinde bulunan 'düşman', 'bizden değil', 'yok edilmeli' gibi kavramların nasıl da bir anda ön plana çekildiğini de görürüz.

    Polonya Varşova'da yüzlerce yıl beraber yaşayan farklı dine mensup insanların nasıl bir an da değişebileceğini göstermesi anlamında da önemli. Savaş öncesi ile savaş zamanı yaşanan
    aşk ve hüzne de tanıklık ediyoruz.

    Polonya ordusunda 'Yahudi' bir subayla, Katolik bir kadının savaşa doğru sürüklenen coğrafyada hem kendilerini hem de ülkelerini düşünmeleri içinde yaşanan çalkantı ve inançlarının çatışmasını da görüyoruz. "Öz vatanımıza dönmek için ne yapabiliriz?" diyen Yahudilerin ve bunun tartışıldığı ama kapana kısılmış bir vaziyette çıkış yollarının bile olmadığı bir ortamda sadece umuda özlemi okuyoruz.

    Polonya'da bulunan Yahudilerin 2.Dünya Savaşı öncesi ve savaş zamanı yaşadıkları zorluk da anlatılıyor. Almanya ile Rusya arasında kalan ve iki devletin arasında gizlice paylaştığı, savaşın acısı ve bölünen hayatların hikayesi de kitabın içinde yer alıyor.

    1961 yılımda yayımlandıktan kısa bir süre sonra 1963 yılında Türkçeye çevrilerek yayımlanmış. TArihi kurgu roman yazarı Leon Uris'in yine tarih ve kurguyu paralel işlediği, ikinci Dünya savaşı sırasında Polonya'da geçen hüzünlü bir hikayeyi okuyoruz.

    Kitap savaş öncesi durumdan haberler vererek konuya giriyor. Almanların kendilerinden kopartılan Polonya'yı ve diğer devletler içinde kalan Almanları özgürleştirmek istemesi; Hitler'in insanları hipnotize eden konuşmaları sonrası savaşa doğru ilerleyen kıta Avrupa'sının bir görüntüsü çiziliyor.

    Polonya'da yaşamın içinden kareler göstererek, savaş öncesi toplum durumu da anlatılıyor. Polonya'da bir mahalle (bölgede) beraber yaşayan Almanlar ile Yahudilerin savaş çığırtkanlığı başladığı andan itibaren yaşadıkları korku, gelecek kaygısı ve rahat hareket edememe ile karşı karşıya kalınıp,
    kıstırılmış bir şekilde hayatı yaşaması. Yavaş yavaş savaşın seslerinin yanı başlarına kadar gelmişken artık konuşmaların 'yarın ne olacak' tarzına dönüp, bugünü bırakıp yarına bakmanın telaşı içinde olan insanların içsel yolculuğuna tanıklık edeceğiz.

    Yahudi genç bir subay ile Katolik bir kadının aşkı konu içine dahil edilerek, hikaye genişletilip, biraz da duygusallık katılmış. Aşk herşeyi çözecek mi? Aşkın karşısında kim durabilir?

    Yahudinin Yahudiyle, Hıristiyanın Hıristiyanla evlenmesi gerektiğine dair saklı inanış burada da kendini gösterir. Karışıklık olmasın diye herkesin kendi sınırları içinde kalması gerektiğinie inanlan dini/kültürel inanışın bu iki kişinin de karşısına çıktığını görürüz.

    Kendilerine ait bir toprak parçası olmadığı için sürekli oradan oraya sürgün edilen Yahudilerin, Polonya gibi Katolik Hıristiyanlığın yaygın olduğu bir yerde yaşaması, çalışması ve hayatta kalması hele bir de savaş içinde çok zor bir durumu oluşturur. Bunu iliklerine kadar yaşayıp, sürekli aşağılanan, hor görülen bir toplumun bireyi olmak hiç de kolay bir durum da değil.

    Polonya'da Yahudi yerleşimi ve sebepleri üzerine biraz konuşuluyor. Niçin Yahudilerin burada olduğundan ve neden şimdi gitmeleri gerekir üzerine tarihin içinden okuyucuya aydınlatıcı bilgiler de veriliyor. Yani bir çeşit sebep-sonuç ilşkisi kuruluyor.

    Polonya içindeki Yahudilerin, Ukrayna'dan gelen Kazaklar tarafından katledilmeleri, kendilerini dış dünyaya kapatmaları ve belli bölgelerde yaşamaya zorlanmaları ve bu yüzden iyice dine sarılıp, kendi içlerinde mezhepler ve mistik tarikatların kurulmasına giden yolun da sebebi anlatılmaya çalışılıyor.

    Sadece belli bir aşk ya da Yahudilerin katliama maruz bırakılması anlatılmıyor. Konunun bütünlüğü için de arka plan olarak Yahudi tarihi, dili, kültürü hakkında bilgiler de veriliyor.

    Polonya'nın Rusya ve Almanya arasında paylaşılması ve yaşanan sıkıntılar; Nazilerin Polonya'yı işgal etmesiyle işbaşına getirilen yeni yönetimin, kapanan yaraları kaşıması da anlatılıyor.

    Yahudi toplumu içinde yapılan toplantılar, kıstırılmış ve hapsedilmiş küçük bir toplumun kendi içinde var olma mücadelesi, umudun, umutsuzlukla çatışması; yani bu kara günlerden çıkışın umudunu yaşayanlarla yaşamayanların bir arada yaptıkları toplantılar, Nazilerden kurtulma yöntemleri üzerine yapılan çalışmalar; bu arada kendi içlerinde yaşanan
    görüş ayrılıklarıyla ilgili derin tartışmaların da su yüzüne çıktığı görülür.

    Farklı açılardan anlatılır olaylar. Tek kişinin anlatması yerine farklı kişilerin anlatımıyla ilerler. Yahudiler vardır ama bunun yanında gazeteci de var; ayrıca konuya dahil edilen partizan veya iyiler de mevcut.

    Polonya'da Alman zulmü altında yaşayan Yahudilerin bir odaya hapsedilmiş gibi yerlerinden yurtlarından atılması, mal varlıklarına el konulması, başka yerlere gitmelerine izin verilmemesi kısaca bir halkın kıstırılmışlığının hüzünlü, acı hikayesi.

    İşbirliği. Her taraf arasında. Yahudilerle Naziler içinde; Nazilerin Nazilerle, Polonyalıların Nazilerle, işbirliği içinde çıkar çatışmaların da üst seviyede olduğu bir durumun da görüntülendiği bir yapı.

    Mila 18, Varşova gettosunda var olma mücadelesi veren bir avuç insanın hikayesini anlatır. Kapana kısılmış halden özgürlüğe gidecek yolu açmak için yerin altında ve üstünden işbirlikçi yapıyla ve Nazi askerleriyle yaptıkları mücadele anlatılır. Çok zor koşullar altında yaşam savaşı veren halkın, bir avuç kalacak kadar yok edilmelerine tanıklık edilirken, direniş ve mücadeleyi bir an olsun bırakmamayı da görürüz.


    Kitap bazen yavaşlasa da akıcı bir üslupla yazıldığı için yaşanan olay, anılar, duygu ve düşünceler iyi yansıtılmış. Zulüm, işkence ya da kısaca insanlık dışı muamele ile karşı karşıya kalan bir avuç Yahudi'nin ölüme gidişlerinin hikayesini okuduk. Gerçek olayların çoğu gerçek kişilerden oluşan yapısıyla örülü bir kitabı okuduk. Çoğu yer insanın içi sızlatır. Bu zulme karşı koyamayan ya da göz yumanlara kızdık. Savaşın yüzünü kanalizasyon içinde gördük. İnsanlığı aradığımızda onu orada gördük. Azınlığın topyekun imha dilmesini gördük. Kısaca savaşın iğrenç yüzünü 'Istırap Sokağı' içinde gördük.

    Ezcümle: Tavsiye edilir.

    Notlar:

    + Kitap 1963 tarihli, Nihal Yeğinobalı çevirisi, Altın Kitaplar baskına sahip. Ancak sahaflarda bulabilirsiniz.
    + Bu kitabı 26/08/2018 - 1/9/2018 tarihleri arası okuyup, notlar alıp, düzenlemesi ve siteye eklenmesi ise 13/11/2018 tarihinde yapılmıştır.
    + Mila 18, gettoda yaşayan Yahudilerin merkez sığınakları için verdikleri isim.
  • Yüzünün kıyısından gelip geçmiş koca bir ömrü, gözlerinden okuyabiliyorum.Çünkü, yüreğin umuda dair kurabildiğim en uzun cümle...

    İsmail SARIGENE
  • Önce bir ağırlık çöker tüm bedenine
    Gözlerin kararır sonra kapanır yavaş yavaş
    Üşürsün o an içinde bir yerde atan kalbinin sıcaklığını duyumsarsın sonra, o ısı kalbin kendisinden gelmez bilirsin, sevdiğin insanların yüreğinde bıraktığı bir avuç kordur aslında içinde yanan. Yakmamışsındır hiçbir canı. Gözlerinde bir ışık belki yaktığın umuda dair hepsi o kadar. Ama onlar yakmışlardır canını üşümen de bundandır zira, güneşe yaklaşamaman ateş sanıp, sevgiden kaçman nefret sanıp hep bundandır. Sevgisizlikten üşürsün, sevgiden yanarsın. Ne onla ne de onsuz yaparsın. Hiçbir şey hissetmezsen bir gün sıcak ve soğuğa dair o zaman ölürsün. Hiçbir şey hissetmezsen, yanmazsa kalbin, acımazsa canın bil ki artık sen bir ölüsün... Ama ölmesen üşüsen, hatta yansan ama ölme(sen). Çünkü sen de ölürsen ısınır tüm sevgisizlikler ve buz tutar senden kalan tüm sevgiler...
    Beni dinle, ölme sen.
  • Gözlerim gülümserdi her bir sözün de
    İçim içime sığmazdı hop hop atış kalpte
    Hayaller sızardı odamın perdesinde
    Umuda,sevgiye yarınlara aşka dair...

    Baymavi
  • "Bir yudum çaresizlik tatmadıysanız eğer, umudun ne demek olduğunu bilmenizin imkânı yoktur. Dertlerin ağırlığı altında beliniz hiç bükülmediyse umudun ne büyük ferahlık hissi verdiğini anlayamazsınız. Umut; dokuz ay boyunca sağlıklı doğsun diye dua ederek evladının yolunu gözlemektir. Umut; ağını çeken balıkçının “Henüz ağ bitmedi.” avuntusudur. Eğer umudunuz yoksa nefes darlığı çeken bir hasta kadar düşer yaşam kaliteniz. Nerden mi biliyorum, dinleyin…" Demet YENER

    Devamı için: http://millidusunce.com/hikaye-umuda-dair/
  • Bu kitabı okuyunca içinde umuda dair çiçek açmayan var mı acaba? Hayallerinizi gerçekleştirebilmeniz için asla geç kalmadınız. Küçük Mucizeler Dükkanı, iki defa kanseri atlatmış bir kadının yüncü dükkanı açıp kendisi dışındaki kadınlara da umut ışığı olmasını anlatıyor. Sıcacık ve hayatın içinden güze bir kitap...
  • Gönlümde sisli bulutlar, yıldırımlar var
    Arada bir aniden, boşalır sağanak yağmurlar
    Gözlerim kapalı, ufukta bir gün doğar
    Hissediyorum sıcaklığını, göremiyorum
    Sarılmak istediğim, mavi umutlar var
    Vazgeçmek istemediğim, renkli heyulalar
    Soruyorlar, sürekli aradığın bir şey mi var?
    Evet diyorum, sessiz çığlıklarımla
    Umuda dair, aşka ve bambaşka hislere dair
    Uzaklarda, bir dönüm noktasında
    Göremediğim, hissettiğim sıcaklıklar var
    İnsan diyorum, tezatlıklar ülkesi
    Soğukluk ve sıcaklık bir arada, düşler ülkesi
    Soğukluk, ne soğuk bir kavram, bize sıcaklık..
    Samimi, çıkarsız dostlukları kalbimiz arar
    Yokuşlarından çıkarken dik kaldırımların
    Yorgunluklar hissederken, etrafında kalabalığın
    Gözler kapanmış, gönül vuslatını arar..
    Sekizbindokuzyüzaltmışıncı günde..