Samuel Beckett gibidir o; yeşile çalan gözleriyle, içinde bulunduğu zamanın dışında kalan meçhul bir noktada durur ve hiç ağzını açmadan herkese ve her şeye oradan bakar. Alıştığımız için, onun sessizliği sessizlik değildir artık bizim gözümüzde. Daha doğrusu, onun sessizliği ancak olmadığı zaman sessizliktir.