Belirli bir tipteki mevcudiyetin -adına “modern kültür” denen şeyin- nihai olduğu iddiası bize, tam tersine, görüş sahasını inanılmazcasına darlaştırmak ve kapatmak gibi geliyor. Ve bu hissin tesiriyle, sımsıkı kapatılmış bir yerden kaçmış olmanın, yeniden hürriyete kavuşmuş olmanın, yıldızlar altında bir kere daha her şeyin, en iyinin ve en kötünün de mümkün olabileceği engin, ürkütücü, önceden kestirilemeyen, bitmez tükenmez realite dünyasına çıkmış olmanın coşkun sevincini yaşıyoruz.
Uzun yıllar sadece birer kavram olan arzular, 19. Asırda nihayet gerçekleşmiş gibi göründüğünden, kendilerini bir tek kelime ile, “modern kültür” kelimesiyle tanıtmak istiyorlar. İsmin kendisi rahatsız edici bir kelime; şimdi kendini “modern” diye adlandırıyor, yani son, katî, onun varlığı karşısında bütün diğerleri tevazu ile bugünü hazırlayan, bu günün özlemini çeken sadece birer mazi. Ah, hedefini şaşırmış tesirsiz oklar!
Arzularını, idealini gerçekleştiren bir devir, artık başka bir şey arzu edilmediğini, arzu kuyularının kuruduğunu gösterir. Yani başka bir ifade ile, o meşhur olgunluk çağımız aslında yolun sonuna gelmiştir.
Hegel: “Arzularım yenilemeyi bilmediklerinden, erkek arını, zifaf uçuşundan sonra ölmesi gibi, kendi kendilerinden tatmin olan asırlar da vardır.”