Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli,
belini sarmayalı,
gözünün içinde durmayalı,
aklının aydınlığına sorular sormayalı,
dokunmayalı sıcaklığına karnının.
Yüz yıldır bekler beni
bir şehirde bir kadın.
Aynı daldaydık, aynı daldaydık.
Aynı daldan düşüp ayrıldık.
Aramızda yüz yıllık zaman,
yol yüz yıllık.
Yüz yıldır alacakaranlıkta
koşuyorum ardından.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Giderayak işlerim var bitirilecek, giderayak.
Ceylanı kurtardım avcının elinden
ama daha baygın yatar ayılamadı.
Kopardım portakalı dalından
ama kabuğu soyulamadı.
Oldum yıldızlarla haşır neşir
ama sayısı bir tamam sayılamadı.
Kuyudan çektim suyu
ama bardaklara konulamadı.
Güller dizildi tepsiye
ama taştan fincan oyulamadı.
Sevdalara doyulamadı.
Giderayak işlerim var bitirilecek, giderayak.
Havanın yavaş yavaş açmaya başlayan sıradan bi İstanbul perşembesiydi.
Şehrin gürültücü kalabalığından uzaklaşıp kendimi atmıştım olmak istediğim yere.
Tattığım bira bu dünyanın geri kalanını umursamama yeterli bi sebepti..
Bir şeyin eksikliğini hissettiğini farkettiğimde Bar’ın playlistinden bi şarkı seslendi.. “
“Body Count - Hey Joe”
Bu İyiydi, çok iyi.. Kimsenin veremediği şeyi veriyordu.
İnsanların saçmalıkları, durmak bilmeyen telefonları, hiç bir boka yaramayıp sadece “acaba ne yapıyor” diye story izleyenleri.. Evinde oturup eleştirenleri, tanıdıklarının onları çağırmadığını görüp “herkesin kankasıyla” fiskos edenleri.. Hiç bir şeyi anlamayıp, okumayıp sadece like atanları..
Son yarım saat hepsini vermişti timeline’a..
Bu yüzden;
“Bizler” bu dünyanın akıllı birer parçasıyız..
Bu yüzden bazı şeyleri iyi yürütüyoruz, bu kadar aptalın içerisinde..
Aptallar da iyi yürütüyor tabi “bazı şeyleri”..