Aşk ile, aşk olsun...
Dert, kalbi uyandırır; derman ise o derdin içinde saklı olan ve Allah'a yakınlaştıran ilâhî bir merhemdir. Bu yüzden Yunus'lar Mevlânâ'lar, Mecnun'lar, âşıklar, ermişler kendilerini Allah’a yakınlaştıran derdi, dünya nimetlerinden yeğ turmuşlardır. "Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş..." ile başlayan şiir ve ilâhi formundaki bestesi bunu çok da güzel ifade eder... Bu girizgâhtan kıyıya vardık, şimdi yol alma vaktidir irfan denizinde...işte güzel bir kapı açtık... Gönül gözü açık olanların, satır aralarında değil, sadırlarında (göğüslerinde) taşıdıkları o muazzam hakikat tam da budur. "Yol alalım irfan denizinde" o denizin dalgalarına bırakalım kendimizi... Niyâzî-i Mısrî’nin eşsiz nutk-u şerifi, irfan hırkasının altındaki en büyük sırrı fısıldar bize. İnsan, canı acımadan "Can"ı, dertle sarsılmadan "Derman"ı aramaz. Dünya bizi uyuşturur, konfor bizi hantallaştırır; ancak bir dert gelir, o sahte uykudan uyandırır. Dert dediğimiz şey, aslında ruhun bir gurbet sızısıdır. İrfan mektebinde dert, bir ceza değil, bir "seçilmişlik" nişanesidir. Şöyle ki: Mecnun, Leyla’nın derdiyle yanmasaydı, Mevla’nın tecellisine erip "Leyla benim, ben Leyla’yım" diyebilir miydi? Mevlânâ, Şems’in ayrılık ateşiyle kavrulmasaydı, o hamlıktan pişmeye, pişmekten yanmaya giden yolu bulup insanlığa bir güneş olabilir miydi? Yunus, kapısında kul olduğu dergahın çilesini çekmeseydi, "Bana seni gerek seni" diyerek mülkü de melekûtu da bir kenara itebilir miydi? "Derler ki dert ile derman aynı hakikatin iki yüzüdür", sikkenin iki yüzü gibi... Bu söz, irfani tefekkürün tam merkezidir. Aynen geometrideki bir madalyon gibi... Bir yüzünde "Aşk ve Çile" yazar, çevirirsiniz diğer yüzünde "Vuslat ve Şifa" yazar. Hakikat denizinde yüzdüğümüzde anlarız ki, derman derdin "ardında" bekleyen
En mutlu insan hakiki dini bilendir Şu dünya ve içindeki ruh-u insanî ve insanda dinin mahiyet ve kıymetlerini ve eğer din-i hak olmazsa, dünya bir zindan ve dinsiz insan, en bedbaht mahluk Bediüzzaman sözler Adana yaz aylarında oldukça sıcak olsa da her mevsim keyiflidir sıcak yaz günü terletir kışın şömine başında serinletir balıkçı asum ile oğlu asi de böyle bir yaz günü balıkçılık ile geçinen sadece iki kişilik kalabalık bir aileydi zaman ise roma devriydi baba asum oğluna seslendi bu sırada küçük bir balık oltaya vurmuştu küçük asi asi nehri gibi deli dolu olsada annesinin ölümü ile durulup sakinleşmişti Ey oğul gönül fenerim dedi  ermeni asıllı  balıkçı asum şu dünya eğer din bilinmez ona kıymet verilmezse dinsiz insan en bahtsız insan durumuna düşer hak din bilinmez ise dünya zindan hükmündedir yakaladığı balıkları tek tek oltadan çıkarıp sepete koyan asi baba dedi insan dünya hayatında kıymetini ancak hakikat sayesinde bulur o hakikat ise insanlara faydalı olup zarar vermemek güzel sözdü balıkçı asum aynı zamanda roma kralı Agustusun köprü mühendislerinden biriydi ve kral Augustus onu birçok projesinde desteklerdi Hünkârım dedi asum ve köprü çizimlerini haritada gösterdi kara kalem ve eskizleri beğenen kral Augustos Adanada dünyanın ilk araç trafiğine açık olan başlangıç emrini verdi köprü günümüz dünyasında en önemli ticaret yollarını birbirine bağlar taş köprü diye anılır en mutlu insan kolaylaştırandır Dünya zindanından nasıl çıkılır Görmeyince özlüyorum ve özleyince daha fazla düşünüyorum                  ꒰⁠⑅⁠ᵕ⁠༚⁠ᵕ⁠꒱⁠˖⁠♡ Saka ve Sanrı 3 Maral Atmaca Alıntıyı paylaşan: Burçin Burçin dünya bir zindan ve dinsiz insan, en bedbaht mahluk Bedüzzaman sözler Görmeyince özlüyordum dünya sanki bana bir zindan gibi geliyordu kim yoktuki bu şehirde ilk
Edebiyat
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yaşamsal şiir
yaşamsal şiir " Heyy sen Dr.civanım ...  :) durda ben kendim diyeyim ahvalım otopsi yapma sakın cesedime ölüm allahın emri sebep bahane ölü ! m é çare buldunuzmu! ki ? sebebini bilesiniz çaresizmisiniz...!! ? çaresiz---misin çare---sizmisiniz ? yoksa! çarasızmısınız çaresız--mısın çare--sızmısınız a ! larr şapkalıı doktorcan. Ben; çaresızım,düçar kaldımm biçare yaniii...!!! ölü ! m geldi buldu benii ölüüüüü değil doktor ölü ! m ölümmmmmmmm m ! yanii sonun!a  m ! i koymuşumm sende koyuver noktayı.. sevgiliiiiiii ! m 'de ki gibii ölümünde m!ine koymuşum noktayı. uçmuşummm uçmuşummm zozana doğru kanat çırpmışım
Şiir
Dünde kalan sokağın delileri ve bugünkü meczublar...
Daracık, siyah parke taşı döşeli bir sokakta çocuk olmak...Sokak başından giren at arabasının tekerlek sesi nal seslerine karışarak yankılanıyor sabahtan akşama..Sokak lambaları da yandı işte...Akşam namazını kıldıktan sonra caminin etrafındaki dükkanlardan aldıkları evinin erzakını ceplerinde taşıdıkları filelere doldurmuş büyükler ağır adımlarla sokağın bir ucundan görününce, oyuna doymamış çocukların uflaya  puflaya evlerine istemeye istemeye yönelişleri... Birbirine omuz vermiş tek ve iki katlı kerpiç evlerden sokağa yemek kokuları yayılıyor...Kalaylı bakır siniler üzerindeki kapaklı bakır tabaklarda yakın/uzak komşuya, dula yetime ikrâm edilmek üzere, o gün Allah ne verdiyse pişirilmiş yemekler, taşınmaya başladı işte mutad olduğu üzere...Kör Hafize nine...tek başına, hayırsever bir komşunun kendisine tahsis ettiği tek odada yaşamaya çalışıyor...elindeki değneği ile ara sıra sokağı adımlarken çocuklardan birisinin koşarak elinden tutup gideceği yere götürdüğü Hafize nine... mutlaka bir sini üzerinde götürülen nevaleden nasibi kadarı ona da gidiyor...Sokaktaki bakkal, Osman, dükkanının kepenklerini besmele ile kapatıyor, ertesi gün sabah namazından dönüşte açmak üzere...bir elinde iki tahta meyve kasası, komşuların bakımını üslendiği Ümran'ın kapısına bırakıp gidecek yine, kış çok çetin geçiyor, soğuk iliklerine işliyor insanın. Hiç olmazsa odun sobasında bir iki saatliğine de olsa yakar kadıncağız !Evlerin arka cephesindeki odunluk ve ardiyenin olduğu bahçe duvarından bitişik komşuya bir kaç günde bir sobalık doğranmış meşe odunu atıveren anneler nineler !Ve sokağın delileri... Deli İhsan, deli Hatce, deli Güllü, deli Alaaddin...Hepsine insanca yaklaşıyorlar sokağın sakinleri. Alaaddin, uzunca bir gecelik benzeri keten entarisi ile zaman zaman oturma odasında
Bir Ben
"Özlemek,hasta yatağında seni Uyanırken terli rüyadan, unuttu(m) beni Isınmış yastık ve beden... Dünyamı değişirken giyeceğim tek şey bir parça kefen..." M.YÜKSEK
Şiir
Yıllar geçti,ben yoruldum Dillerde kirlendi adım Ne uslandım, ne duruldum Ben seni hiç unutmadım… Takvim sonunu unuttu Bülbül kanını unuttu Düşman kinini unuttu Ben seni hiç unutmadım… Çehren gibi baktım aya Kanadım, toprağa,suya Dağ-taş düşerken uykuya Ben seni hiç unutmadım… Sen, beni erken unuttun Elveda derken unuttun Sen, sözün varken unuttun Ben seni hiç unutmadım… Sen, gönlünce bir aşk düşle Hayata yeniden başla Sevgim üzerse bağışla Ben seni hiç unutmadım… Kullar dinini unuttu Mahşer gününü unuttu Yollar yönünü unuttu Ben seni hiç unutmadım…