“Tanrı’yı unut… O, seni çoktan unuttu.” “Defol! Tanrı kimseyi unutmaz.”
Mitoloji
21.52
Bana artık eskisi kadar merhametli değillerdi. Aynaları gibi daima karşılarında duruyordum. Ben bir aynaydım. Aynasına baktı, çirkinliğine dayanamadı ve kapıya doğru adımladı. Hiçbir şey söylemez sanıyordum ama o cüret etti. "O çocuk yaşıyorsa bil ki seni çoktan unuttu ama sen hâlâ onun yasıyla öldürüyorsun doğduğun günü."
Sayfa 20 - firuze
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ensar'dan bir kişi bostanında namaz kılıyordu. Bostan Medine'nin vadilerinden olan Kuf denilen yerdeydi. Hurmaların olgunluk dönemiydi. Hurmalar tamamen yetişmiş, olgunlaşmış ve ağaçlar tamamen hurma doluydu. Adam bu durumdan hoşlandı. Gördüklerini hayranlıkla seyrettikten sonra namaza döndü. Fakat kaç rekât namaz kıldığını unuttu. Kendi kendine "Bu dünya malından ötürü dinim helak oldu" dedi ve müslümanların halifesi Hz. Osman'a geldi. Hadiseyi ona anlattıktan sonra "Bu bostanım sadakadır. Onu hayır yolunda nereye sarf edersen et" dedi. Hz. Osman bostanı elli bin dirheme sattı. Hazineye kaydetti. Bu hurmalık elli bin dirheme satıldığı için o günden sonra o hurmalığa "Elli bin Hurmalığı” diye isim takıldı. Evcez I/315 (İmam Malik, Abdullah b. Ebû Bekir'den)
Sayfa 439 - Yüksel Yayıncılık, 3. Cilt
Huneyn ganimetlerinin taksimi sonrası Ensar'a sesleniş :(
Ebû Saîd-i Hudrî (radıyallahu anh) anlatıyor: “Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Huneyn günü ganimetleri ele geçirince onları, Kureyş’ten henüz İslâm’a giren müellefe-i kulûb, yani gönülleri İslâm’a ısındırılmak istenenler ile diğer Araplar arasında bölüştürdü, Ensâr’a az veya çok hiçbir şey kalmadı. Ensâr’dan birkaç kişi bundan rahatsız oldu. Hatta içlerinden biri, “Vallahi artık Allah Resûlü kavmine kavuştu, bizi unuttu.” gibi sözler sarf etti. Ensâr nâmına Sa’d b. Ubâde (radıyallahu anh), Peygamberimizin huzuruna vardı ve: “Yâ Resûlallah, Ensâr’dan şu kabile sana karşı içlerinde kırgınlık duydu.” dedi. Resûlü Ekrem: “Hangi meselede kırılmışlar?” diye sordu. Sa’d b. Ubâde: “Şu ganimetleri kendi kavmin ile diğer Araplar arasında paylaştırıp kendilerine hiçbir hisse ayırmadığın için.” dedi. Efendimiz: “Peki ey Sa’d, bu mevzuda sen ne düşünüyorsun?” diye sordu. Sa’d: “Ben sadece onların bir ferdiyim.” dedi. Allah Resûlü: “O hâlde kavmini filan yerde topla. Toplandıkları vakit bana haber ver.” diye emretti. Sa’d çıktı ve Ensâr’ı çağırdı. Hepsini o denilen yere topladı. Muhâcirlerden gelen bazı kişilere izin verdi, bazılarını da geri çevirdi. Sonra Allah Resûlünün yanına giderek: “Yâ Resûlallah, emrettiğiniz şekilde Ensâr’ı topladım, teşrif etmenizi bekliyorlar.” dedi. Allah Resûlü geldi. Ayakta konuşmaya başladı. Allah’a hamd ve senadan sonra şöyle buyurdu: “Ey Ensâr topluluğu! Siz dalâlet içinde bocalarken ben size gelmedim mi? Benim vesilemle Allah sizi hidayete erdirmedi mi? Sizler muhtaç ve fakir iken Allah sizi zengin kılmadı mı? Birbirlerinizin düşmanı iken Allah gönüllerinizi birbirinize ısındırıp sizleri kardeş yapmadı mı?” “Evet, yâ Resûlallah.” dediler. Efendimiz: “Ey Ensâr topluluğu, neden cevap vermiyorsunuz?” buyurdu. Ensâr: **“Ne
Kendisi ne yazık ki henüz bir ruhtan çok bir tür insan, bu dünyaya yapsın diye getirildiği şeyleri yapmayı başa­ramamış türden bir insan: yani diğer yarısını aramayı, onu yarmayı ve dölüyle kutsamayı - Birader Aloysius'un ale­gorisine veya belki de mistik yorumuna göre (Paul hangisi olduğunu unuttu) Tanrı'nın kelamını temsil eden dölüyle.
Çoğu insan, "anlamadan sevemezsin," diye düşünüyor. Oysa tam tersi doğru olabilir: Sevmeden anlayamazsın. Anlamak, içine nüfuz edebilmek, hayret makamına geçebilmek için sevmen lazım. Ve bu ancak teslimiyetle olur.