Bekleyiş.
Hayatta hiçbir şey sonsuz değildir. İnsan ömrü de sonludur, mutluluk da, keder de. Her şey değişiyorsa, "sonsuz bekleyiş" nasıl var olabilir? Evet, uzun süren bekleyişler vardır. Bazıları yıllar sürer. Bazıları insanın ömrüne yayılır. Ama sonsuz olan hiçbir şey yoktur. Bu yüzden bir noktadan sonra beklemeye devam etmekten daha değerli olan şeyin anılarla barışmak olduğunu düşünüyorum. Anıların içinde yaşamak değil, onların bıraktığı hüznü, sıcaklığı ve nostaljiyi kabul etmek... Anılar geçmişi geri getirmez. Sadece onun izini taşır.
Acı.
Stoacılar şöyle der: Bir acı aynı anda hem şiddetli hem de uzun süreli olamaz. Bu düşünceyi her hatırladığımda kendime aynı soruyu soruyorum: Eğer bazı acılar yıllarca sürüyorsa, bunun ne kadarı gerçekten acıdır, ne kadarı ise bizim onu yaşatmakta gösterdiğimiz ısrardır? Belki de iyileşemeyişimizin sebebi her gün dönüp aynı yaraya dokunmamızdır. İnsan acısını kaybetmek istemez. Çünkü o acının içinde sevdiği birinin hatırası vardır.
Unutuluş.
Bir zamanlar hayatımızın merkezinde duran insanlar bile zamanın içinde yavaş yavaş silikleşir. Anılar tozlanır. Detaylar eksilir. Sesler unutulur. Yüzler bulanıklaşır. Ve bir gün gelir, insan geçmişi hatırlamak için bile çaba göstermek zorunda kalır. Aslında unutmak sandığımız kadar kötü bir şey değildir. Çünkü insan hiçbir şeyi unutmasaydı, yaşadığı bütün kayıpları ve bütün kırgınlıkları aynı ağırlıkla taşımak zorunda kalırdı. Ve hiçbir kalp bu kadar yükü uzun süre taşıyamazdı.
Olgunlaşmak.
Birçok insan olgunlaşmayı hissizleşmek sanıyor. Ben öyle düşünmüyorum. Olgunlaşmak, duyguların ölmesi değildir. Sadece insanın gözlerinin değişmesidir. Artık her parıltıyı ışık sanmaz. Her heyecanı derinlik zannetmez. Her karşılaşmayı kader diye adlandırmaz. Zaman geçtikçe insanın zevki de