Tekrar tekrar, bıkmadan usanmadan, her seferinde aynı yoğun duygularla okuyacağım bir kitap Masumlar Mezâtı.
Her okuyuşumda bana sanki ilk kez okuyormuşum hissini yaşatıyor.
İlk kez abimin kitaplığında görüp merakla elime almıştım. O zamanlar bugünkü kadar bilinçli bir okur değildim belki ama bu kitap kalbimde hep ayrı bir yerde durdu. Şimdi yeniden okumak hem çok değerli hem de bambaşka bir derinlikle hissettiriyor.
İyi ki yazarımızın oğlu ile abim lisede arkadaşmış, iyi ki bu kitap ona hediye edilmiş…
Masumlar Mezâtı, tarihe Kanlı Noel olarak geçen, 1963’te Kıbrıs’ta Rum silahlı grupların Türk Kıbrıslılara yönelik başlattığı saldırıları konu alıyor.
Rumların ENOSİS hedefi ve Makarios’un Türklerin haklarını budayan anayasa değişikliği girişimleri adayı krize sürükler.
21 Aralık’ta Lefkoşa’da Rum polisinin Türk sivillere ateş açmasıyla başlayan olaylar, EOKA mensuplarının Türk mahalleleri ve köylerine saldırmasıyla büyür.
Bu süreçte çok sayıda Türk sivil katledilir, 103 Türk köyü boşaltılır.
Kitap, bu hazin geceleri, kadınların ve çocukların yaşadığı tarifsiz acıları öyle güçlü anlatır ki sayfaları gözyaşlarıyla çevirirsiniz.
Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan’ın eşi ve üç çocuğunun, tarihe kanlı küvet olarak geçen o dehşet verici anlarını okumak, insanın yüreğine ağır bir taş gibi oturur.
Ve karakterler…
Belya… Aşkın ve vefanın kadını.
Sayfa 234’te söylendiği gibi:
“Cevdet ‘aşk adamıydı’, Belya ‘vefa kadını’…”
Bu tek cümle bile Belya’nın kim olduğunu, nasıl bir kalp taşıdığını anlatmaya yetiyor.
Deli Cevdet…
Yaşadığı acılarla baş edemeyen, dünyanın gerçekliğini ve acımasızlığını kaldıramayan, kendi iç dünyasına sığınan güzel yürekli bir adam.
Ve Urfalı Abdi…
Sayfa 226’da onun Cevdet’in hayatındaki yeri şöyle anlatılır:
“Abdi, Cevdet’in özgürlüğüydü, ilacıydı, şifasıydı.